Türkiye’de giderek derinleşen ekonomik kriz, artan şiddet olayları ve adalet sistemine yönelik güvensizlik, toplumun ruh sağlığını tehdit eden en büyük unsurlar arasında yer alıyor. Türkiye Psikiyatri Derneği Medya Kurulu Üyesi Dr. Burhanettin Kaya, yaşanan sürecin artık bireysel değil, toplumsal bir ruhsal kırılmaya dönüştüğünü ifade etti. Ruh sağlığını tehdit eden unsurların tek bir başlık altında toplanamayacağını belirten Kaya, “İnsanın ruhsal yapısını etkileyen birçok değişken var. Ancak bugün geldiğimiz noktada ekonomik sorunlar, yoksullaşma ve toplumsal eşitsizlikler en belirleyici faktörler haline gelmiş durumda” dedi. Artan geçim sıkıntısının yalnızca ekonomik bir mesele olmadığını vurgulayan Kaya, bu durumun bireylerin psikolojik dayanıklılığını doğrudan zayıflattığını söyledi.
‘Şiddet artık sıradanlaştı’
Toplumun giderek daha fazla şiddetle iç içe yaşadığına dikkat çeken Kaya, yalnızca doğrudan şiddete maruz kalanların değil, bu olaylara tanık olan bireylerin de ciddi ruhsal etkiler yaşadığını dile getirdi. ‘Sokakta, evde, medyada sürekli şiddet görüntülerine maruz kalan bir toplumdayız. Bu durum bireylerde kaygıyı, korkuyu ve güvensizliği derinleştiriyor’ diyen Kaya, şiddetin normalleşmesinin ruhsal çöküşü hızlandırdığını ifade etti. Kaya, Toplumda yaşanan birçok olayda adaletin sağlanamamasının, bireylerde kalıcı travmalar yarattığını belirten Kaya, “Adaletin olmadığı yerde güven olmaz. Güvenin olmadığı yerde ise sağlıklı bir ruhsal yapıdan söz edemeyiz” dedi. Cezasızlık kültürünün yaygınlaştığını vurgulayan Kaya, “Adalet, normalde toplumu onaran bir mekanizmadır. Ancak bugün geldiğimiz noktada adaletin kendisi travma üretir hale gelmiştir. Şiddet uygulayanların korunması, suçların aydınlatılamaması ya da süreçlerin şeffaf yürütülmemesi, bireylerde derin bir öfke ve çaresizlik yaratıyor” şeklinde konuştu.
‘Travma kalıcı hale gelir’
Toplumsal travmaların üzerinin örtülmesinin sorunu büyüttüğünü belirten Kaya, “Bir travma eğer anlaşılmaz, nedenleri ortaya konmaz ve onunla yüzleşilmezse kalıcı hale gelir. Bu da bireyin sadece bugününü değil, geleceğini de etkiler” dedi. Bu durumun bireylerin üretkenliğini, sosyal ilişkilerini ve yaşam kurma becerilerini zayıflattığını ifade eden Kaya, toplum genelinde bir tükenmişlik hali oluştuğunu söyledi. Uyuşturucu kullanımındaki artışın da bu tabloyla doğrudan ilişkili olduğunu belirten Kaya, bunun bireysel bir zayıflık olarak değerlendirilmesinin yanlış olduğunu dile getirerek, “İnsanlar neden bir maddeye ihtiyaç duyuyor? Çünkü yaşadıkları gerçeklik ağır geliyor” dedi. Kaya, işsizlik, yoksulluk, dışlanmışlık ve umutsuzluğun bireyleri bağımlılığa ittiğini vurguladı. Uyuşturucunun aynı zamanda küresel bir sektör olduğuna dikkat çeken Kaya, bu sistemin özellikle kırılgan ve umutsuz bireyleri hedef aldığını söyledi.
‘Toplumsal çöküşe götürür’
Mevcut şartların devam etmesi halinde toplumun ciddi bir ruhsal yıkımla karşı karşıya kalacağını belirten Kaya, “Sürekli kaygı içinde yaşayan, umudunu yitirmiş, depresif bir toplum ne kendini iyileştirebilir ne de geleceğini inşa edebilir” dedi. Toplumda artan mutsuzluğun bireysel değil yapısal nedenlere dayandığını ifade eden Kaya, insanların kendilerini gerçekleştirememesi, geçim sıkıntısı, özgürlük eksikliği ve ayrımcılığın bu tabloyu derinleştirdiğini söyledi. ‘İnsan ihtiyaçları karşılandığında, kendini özgürce ifade edebildiğinde ve adalet duygusu sağlandığında mutlu olabilir’ diyen Kaya, mutluluğun pasif bir durum değil, üretim ve varoluşla bağlantılı olduğunu sözlerine ekledi.