Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Akaydın, ?Halkın gündemi toplantısındaki konuşmam için sanki ben camiye ayakkabı ile girilsin demişim gibi yapılan yorumları kınıyorum? dedi. Bu yönde yapılan yorumlar varsa, bende kınıyorum. Elbet de Akaydın ?camiye ayakkabı ile girilsin? demedi. Ancak hocanın her zaman olduğu gibi yaptığı konuşmadan çark ettiğini düşünüyorum. Bu sefer inkar etmedi fakat meseleyi sonradan bu açıklaması ile saptıran kendisi oldu.
 Neden mi?
 Bunu anlatmadan önce, hocanın yaptığı konuşmanın metnini hatırlatmakta fayda var. Akaydın, kameralarla sabit olan bu açıklamada, ?Şu türban tartışmalarında Danıştay?ın, Anayasa Mahkemesi?nin verdiği kararlar var. Artık bunları gündeme getirmenin, mağdur edebiyatı yapmanın ne anlamı var. Yani Gülhane Askeri Tıp Akademisi?ne bir hanımefendinin türbanla alınmayışı.. Ordunun kuralları var arkadaşlar.. Bende yıllar önce asker çocuğu olmama rağmen ?kravatın yok? denilerek Orduevi?ne alınmadım. Küsmedim bundan dolayı.. Yani camiye ayakkabı ile girebiliyormusunuz? Nedir bu duygu sömürüsü? Bu suni gündemi ayakta tutmanın bir manası varmı?
Ordu demişki; ?Ben türbanı geleneksel Türk kadını örtüsü olarak kabul etmiyorum. Başörtülü alırım ama türbanlı olarak almam? demiş.. Olay bu kadar basit. Nedir bunu kaşıyıpta mağdur edebiyatı yapmak? Kadının başıyla, kılıyla, tüyüyle politika yapıp da oy avcılığı yapmaya kalkmak.. Bunların hepsi ayıp şeylerdir? dedi.
Konuşma aynen bu şekilde.. Tek bir kelimesi bile çıkarılıp, yada ekleme yapılmadı. Bu konuşmanın ülke gündemine oturmasından sonra ben Akaydın?ın iddia ettiği gibi ?Camiye ayakkabı ile girilmesini istedi? şeklinde bir yazı okumadım. Varsa bu şekilde yorumlayan, onları bende kınıyorum. Sapla, samanı karıştırmanın hiç kimseye faydası yok. Hakikaten bu yönde yapılan yorum varsa, Akaydın?ın dediği gibi provokasyondur. Ancak bu konuşmadan sonra kıyamet kopmasının nedeni, bu yönde düşünceler değildir. Akaydın kesinlikle konuyu başka alana çekme gayreti göstermektedir.
Peki mesele nedir?
Akaydın daha konuşmanın başında büyük bir yanlış yapmıştır. GATA meselesi sanki Başbakan Erdoğan veya yakınları tarafından gündeme getirilmiş gibi konuşmuştur. Halbuki bu mesele tam üç yıl öncesine dayanmakta ve ne Başbakan nede eşi tarafından gündeme getirilmemiştir. Konu ülke gündemine hastanede ziyaret edilmek istenilen Nejat Uygur?un sevgili eşi tarafından, bir gazeteye yapılan açıklama ile gelmiştir. Yani o hanımefendi ile yayın yapan gazete bu konuyu gündeme taşımıştır.
Akaydın konuşmasında TSK?ya bağlı devletin bir kurumu olan GATA ile manevi önemi büyük camiyi kıyaslamıştır. Tepkiler işte bunadır. Cami ile GATA?nın ilgisi nedir? Böyle bir benzetme, bir profesör tarafından nasıl yapılır? Bu benzetmenin camiye saygısızlık olarak kabul edilmiş olması anlamsızmıdır? Nüfusunun yüzde 99?u müslüman olan ve önemli çoğunluğu camiye giden bu millete verilmek istenilen mesaj saçma değilmidir? Bu benzetme ?kaş yapayım? derken ?göz çıkarmak? değilmidir?
Milletin ayakkabı ile türban arasında, GATA ile cami arasında, türban ile kravat arasında bağlantı kurulmaya çalışılmasını bir profesörü yakıştırmamış olması mantıksızmıdır? Yoksa sevgili Akaydın gerçekten bu milletin çok cahil ve saf olduğunu mu düşünmektedir? Şayet böyle düşünüyorsa, sevgili Akaydın bu ülkenin çok ama çok gerisinde kalmıştır. Türk milletinin son derece hassas değerleri ile oynamaya kalkmanın, ne Akaydın?a nede partisine hiçbir faydası yoktur. Benzetmeler yapılırken, hassasiyetler asla unutulmamalıdır. Bunu unutmak bile başlı başına bu millete saygısızlıktır.