Geçtiğimiz pazar günü Antalya Hayvanat Bahçesinde bir bisiklet yarışı düzenlendi. Benim gitme fırsatım olmadı. Giden arkadaşlarımı saymıyorum, yolu oraya düşen ve bisikletle ilgisi olmayan kişilerden duyduğuma göre hayli kalabalık bir bisikletçi topluluğu o gün orada toplanmış.
Sadece bu bile bugün Antalya'nın bisiklet konusunda ne denli büyük bir gelişme gösterdiğinin kanıtıdır. Artık bisiklet, hayatında hiç bisiklete binmemiş insanların bile ilgisini çekmektedir.
Daha da ötesi artık daha fazla insan ulaşımda bisikleti kullanmaktadır. Akaryakıt fiyatlarındaki artışlar, trafik ve ulaşımda yaşadığımız karmaşa gibi nedenleri bir kenara bırakalım, bisikleti bir hayat tarzı olarak kabul edenlerin sayısı da gittikçe artıyor.
Üzülerek belirtmek gerekir ki, bisiklete karşı artan bu ilgi yerel yönetimlerimizden gerekli karşılığı bulamamıştır. Kentimizde bisikletliler için yapılan tek şey, şehrin ortasına, hiç bir yeri hiç bir yere bağlamayan, o yüzden de verimli kullanılamayan bir bisiklet yoludur.
Bisikleti teşvik edici, insanlarda bisiklete ilişkin bir farkındalık oluşturacak hiç bir icraat yapılmamıştır. Bugün dünyanın gelişmiş, çağdaş, uygar kentlerinde bisiklete gösterilen saygı ve ilginin yüzde biri dahi Antalya'da bisikletlilere gösterilmemektedir. Ama lafa gelince herkes Antalya'nın şöyle çağdaş, şöyle uygar, şöyle Akdeniz'in incisi bir kent olduğuna dair martavallar okumaktadır. Buna kim inanır ki?
Ama hiç kimse merak etmesin. Kentimizde bisiklet kullananların sayısı bir gün öyle bir seviyeye gelecektir ki, yerel yöneticiler mecburen bisikletlileri önemsemek zorunda kalacaklardır. Ama iş işten geçtikten, testi kırıldıktan sonra işin ciddiyetini anlamanın bir önemi var mı?