Yıllarca “yaptığı eleştiriler” yüzünden sürekli hakarete uğrayan birinin, sonunda “haklı çıkması” kadar güzel bir şey olabilir mi?

İşte ben, şu anda bu güzelliği yaşıyorum..

Rektörlüğünden beri  Mustafa Akaydın için, “bu adamdan hiçbir şey olmaz” anlamında yazdıklarıma hep karşı çıktılar..

“Nev-i şahsına münhasır biridir, sadece kendisini sever, hizmet etmez eyyamcıdır, inkarcıdır, doğruları söylemez, Antalya ve insanlar onun için hiçbir şey ifade etmez” diye defalarca yazdım..

“Antalya’da Atatürkçü ve Cumhuriyetçi bir o adam var, onu da yıpratma” dediler..

Büyükşehir başkanlığının 3 yılından itibaren, bana itiraz eden hemen herkes, “yahu Akaydın konusunda gerçekten haklıymışsın” demeye başladılar..

Bugün ise..

“Haklı” olduğumu bizzat CHP’lilerin iç savaşında görmek, ayrı bir zevk oldu benim için..

Ama..

Yine de “siyaset” adına içim acıdı..

Bugünlerde CHP’de bir “iktidar savaşı” yaşanıyor..

Seçim yenilgilerini bile “başarı” olarak gösteren Kemal Kılıçdaroğlu’na karşı olanlarla, yanında olanlar kıyasıya bir çatışmanın içindeler..

Önceki gün Mustafa Akaydın ile milletvekili Yıldıray Sapan arasında çok sert bir “laf yarışı” yaşandı..

Akaydın, eşinin facebook hesabından partililere, “Deniz Baykal ve ekibi”ni işaret ederek zehir zemberek bir mesaj verdi..

Dedi ki:

“Partimizde yıllardır yaşatılan bir senaryo yeniden fırına verilmiştir, oyuna gelmeyelim….. Ne yazık ki bu zihniyet şu anda Muharrem İnce ve Emine Ülker Tarhan’ı kullanıyor.. Bu hizip kadrosunu istirahata çekmeden CHP’ye huzur yoktur..”

Bu ağır sözlere çok kızan Sapan, Akaydın’a çok daha ağır sözlerle cevap verdi:

“Dünün fanatik Kemalist’i, ulusalcısı, bugünün paralelcisi sabık başkan, imam Mustafa….. Rektörken bana CHP’li olmadığını söylemişti, sonra fena Kemalist oldu.. Türbana dikeldi, sonra ‘paralel’in has evladı oldu..”

Bitmedi, daha ağırı da var:

“Allah kimsenin şirazesini kaydırmasın, Allah kimseyi imam-başkan Mustafa’nın düşürdüğü duruma düşürmesin, ‘fırıldak’ olmak zor..”

Biri eski Başkan, biri milletvekili iki CHP’li bunlar..

Bunlar muhalefetteyken böyleler..

Ya bir de iktidarda falan olsalar ne olurdu halimiz, bir düşünsenize..

Dönelim Ak Parti’ye..

Burada Star Gazetesi yazarı Mustafa Karaalioğlu’nun yazdıklarını aktaracağım..

CHP ile AK Parti, Kılıçdaroğlu ile Erdoğan farkını daha iyice görün-anlayın..

Diyor ki:

“Ahmet Davutoğlu’nun başbakanlığı hayırlı olsun..

Bir siyasi partide olabilecek en riskli, problemli ve zaafa en açık görev değişikliğini böylesine kolay ve pürüzsüz gerçekleştirdiği için AK Parti’ye de hayırlı olsun..

Neredeyse seçim kazanmak kadar zor olanı ustalıkla yapmışlardır..

… Süreci ustalıkla yöneten ve sadece bu mahareti nedeniyle bile siyasi kariyerini hak ettiğini gösteren Tayyip Erdoğan olmuştur..

Yeni Cumhurbaşkanı’nın genel başkanlık tayini süreci minimum risk ve maksimum faydayı elde eden ders niteliğinde bir liderlik örneğidir..

Tutarlı bir model tanımladı ve ardından da sadece yeni genel başkanı/başbakanı belirlemedi, aynı zamanda o modeli de partisine benimsetti…..”

İşte iki partinin manzarası..

CHP’li Muharrem İnce’nin dediği gibi; biri yüzde 52’yi yeterli görmüyor, “niye yüzde-57-58 değil” diye araştırıyor, partisini ve kariyerini çok ilerilere taşıyor, diğeri 14 partiyle yüzde 38.5 almış buna “başarı” diyor..

Farkı fark edin..

Türkiye gibi her alanda muazzam kapasiteye ulaşmış, hareket halinde, dinamik ve daha iyisi için istekli bir ülkeyi yönetmek kolay değil..

Bu nedenle seçiminizi yaparken, yukarıdaki manzaraları iyi değerlendirin..

Öte yandan..

Özellikle, seçim zamanı size dayatılan adaylara da çok dikkat edin..

Özellikle Akaydın, Büyükşehir Başkanı iken Antalya’ya verdiği zararların hesabını vermemek için “milletvekilliği dokunulmazlığına” sığınma amacında..

Bu nedenle de aday olabilmek için genel başkana –sürekli- yağ çekiyor..

Buna izin vermeyin..

Bırakın kör kuruşun hesabı sorulsun..