Hollanda’nın Venlo kentindeki Botanik EXPO’su Floriade kapsamında Türk Bahçesi Milli Günü düzenlenmesi nedeniyle, Antalya’dan birçok gazeteci Hollanda’ya götürüldü..
Zaten, bu tür davetler olmasa özellikle yerel gazetelerde çalışan arkadaşlarımızın yurtdışına gitme imkanı pek yoktur..
Orta Anadolu İhracatçı Birlikleri Süs Bitkileri ve Mamulleri İhracatçıları Birliği sağolsun..
Bu defa onların davetiyle her gazeteden bir arkadaşımız Hollanda’ya gitti..

Peki ben niye gitmedim?
Benim gazetemden niye kimse yoktu Hollanda’da?
Öncelikle, daveti yapan Orta Anadolu İhracatçı Birlikleri Süs Bitkileri ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Osman Bağdatlıoğlu’na teşekkür ederim..
Hiç ayrım yapmadan bütün yerel gazetelere “davet yazısı” göndermiş..
Daveti aldıktan sonra “hangimiz gidelim” diye aramızda konuştuk..
İhale benim üstüme kaldı..
“Peki” dedim ve Hollanda yolculuğu için hazırlık yapmaya başladım..
Gelen davetiyenin üzerindeki isimlerle konuştum..
Bende 10 yıllık “bordo” pasaport var..
“Şengen vizesi” almam gerekiyormuş..
Bu konuyla ilgilenen bir turizm firmasındaki görevliyle gittim..
Elime bir “liste” tutuşturdu..
“Bu evrakları hazırlayacaksınız, sonra sizin için Ankara’daki Büyükelçilik’ten bir randevu alacağız ve oraya gideceksiniz” dedi..
Sonra?
Eğer evraklarımda bir eksiklik falan yoksa ve Büyükelçilik’teki sorgulanmamda da bir sorun çıkmazsa vize alırmışım..

Önce elime tutuşturulan listeye baktım..
Neye uğradığımı şaşırdım..
Kimlik ve meslekle ilgili bilgi/belge istenmesi normal..
Ama..
Benden, “hesap hareketleri güncellenmiş banka cüzdanı” istiyorlar..
Yetmiyor..
“Limitleri” belirtilmiş bir şekilde kredi kartlarının ekstrelerini istiyorlar..
Ya bunlardan birine bile sahip değilsem ne olacak?
Olmaz, getireceksin..
Yetmiyor..
SSK işe giriş bildirgesi/ son maaş bordrosu/ son 4 aylık SSK prim bildirgesi/SSK prim dökümü/ vesaire vesaire..
Bunları görür görmez “nevrim döndü” desem yeridir..
Sana ne benim maaşımdan-paramdan?
Bir anda kendimi aşağılanmış, pislenmiş hissettim..
Daha düne kadar “engizisyon”larla insanlara etmediğini bırakmayan barbarlar, bu defa bu zulmü başka bir şekilde yapıyorlardı demek ki..
Neymiş?
“Prosedür” böyleymiş..
Elimde “gazeteci” kimliğim” ve “görev kağıdım” var..
TC kimliğim de var, her türlü bilgiyi devletim onlara veriyor zaten..
Pasaportum da var..
Bu yeterli olmuyor mu?
Hayır, amaçları bu değil..
Amaçları, yıllarca adından bile korktukları Türk’lere eziyet etmek..
Efendim, gazeteciler “gri pasaport” alırsa vizeye gerek yokmuş..
Geçin efendim..
Elimde “sürekli basın kartı” var artı görev kağıdım var..
Pasaportum gri olsa ne olur, bordo olsa ne olur..
Önemli olan “mesleğim ve görevim” değil mi?

Neyse..
Bu tür mantıksız istek ve işlemler ağırıma gittiği için..
Hazırladığım evrakları yırttım, Ankara’ya gitmedim ve Hollanda yolculuğundan da vazgeçtim..
“Gazetecilere çok önem verdiğini iddia eden” Hollanda, gerçekten gazeteciye önem verseydi, gazeteciye bu prosedürlerle bir sürü vakit harcatmazdı..
Öte yandan..
Ali Tongülüs’ün gidip-gitmemesi Hollanda için bir şey ifade etmeyebilir..
Ama..
Benim devletim, bu tür aşağılanmalardan beni kurtarmak zorundadır..
Biz, Hollanda’dan gelenlere bu evrak ve sorguların birini bile yapmıyoruz..
Bize de yapılmamalı..
İşte tepkim buna..

Kaldı ki..
Ben “kurallara boğulmuş, gerçekte hiç de özgür olmayan Avrupa”da yaşamayı hiç istemem..
Ülkemin güzelliklerine de çirkinliklerine de kurban olsun o Avrupa..