Kısa adı USADEM olan, Uluslararası Stratejik Araştırıma Merkezi’nin “Gençlik Nereye Koşuyor” başlığı altında yaptığı bir araştırmayı okurken tüylerim diken diken oldu..
Türkiye’nin yakın geçmişi, günümüz ve geleceği ile ilgili çok çarpıcı veriler ortaya koyuyor..
Örneğin..
Uyuşturucu madde kullanma yaşı 13’e, sigaraya başlama yaşı 11’e, uçucu madde kullanma yaşı da 7-8’e düşmüş..
Bunları biliyor muydunuz?

Araştırma’nın verilerine geçmeden önce..
“Bugünkü” gençlikle ilgili tespitlerimi ve görüşlerimi açıklamama izin verin..
Açıkça söyleyeyim..
“Bugünkü gençlik”ten gelecek adına en küçük bir umudum bile yok..
Tatminsizler..
Yetinmiyorlar..
Duyarsızlar..
Düşünmüyorlar..
Sorgulamıyorlar..
Bilgilenmek istemiyorlar..
Boş yaşıyorlar..
Akılları-fikirleri eğlencede, geyik muhabbetinde, sekste ve giyim-kuşamda..
..
Sözlerim elbette “hepsi” için değil..
İçinde çok farklı olanları da var..
Ama büyük bir çoğunluğu, yukarıdaki tarifime “aynen” uyuyor..

Çok yakından tanıdığım bir lise öğrencisi genç kızın şu sözleri, aslında her şeyi özetliyor:
“Lise de okuyan kızların çoğu çocuk aldırıyor..
Üstelik, okul tuvaletlerinde bile uyuşturucu kullanacak kadar da madde bağımlısı..”

Nitekim, yapılan araştırmada ortaya çıkan sonuç da bunu kanıtlıyor..
USADEM Araştırma Koordinatörü’nün şu sözlerini dikkatle okuyun:
“Bireyselleşen gençlik, giderek paraya dayalı renkli yaşam biçimine yöneliyor..
Özümsemediği batının renkli gördüğü değerlerine yöneliyor..
Televizyonlarda gördüğü renkli dünyanın etkisinde kalıyor ve hayatı ‘günlük’ yaşamaya çalışıyor..
Her şeyi deniyorlar..
Kötü alışkanlıklar, uyuşturucu kullanımı ve kapkaç yaygınlaşıyor..
Ne batılı olabiliyorlar ne de Türk..
Şu anda kaybolmuş bir gençlik var..
Maalesef aileler de çaresiz kalıyor..”

Gördüğünüz gibi, liseli genç kızın söyledikleriyle Prof Armağan’ın sözleri birbiriyle aynen örtüşüyor..
İşte gençliğin nereye koştuğu da, böylece ortaya konmuş oluyor..
Ne yazık ki, -kabul etseniz de etmeseniz de- şu andaki “Türk gençliği”nin gerçeği bu..

Ama..
Araştırma sonuçları, bunun dışında bir çok gerçeği de ortaya koymuş..
Örneğin, “gençliğin niye bu hale geldiğini”..
Gençlerimizi suçluyoruz, onlardan umudumuz yok da, onlar bu hale nasıl geldiler?
Bütün suç onlarda mı?

Bunu da iyi değerlendirmek zorundayız..
Araştırmada, 1979-1980 dönemi gençliğine kıyasla, sonraki dönem kuşakların giderek “mutsuzlaştığı” belirlenmiş..
O dönemi, o iç savaş yaşandığı dönemi bilenler bilir..
Bırakın eğlenmeyi, tahsil yapmayı ya da aradığınız bir şeyi bulmayı, yolda yürürken kaldırım bile değiştiremezdiniz..
O dönem gençliğinin çoğunluğu bile “mutlu” iken, sonraki kuşaklar neden “mutsuzlaştı”lar?

İyi izleyin..
Özal politikaları ve 12 Eylül döneminin etkileri ve küreselleşme, gençliği etkisi aldı..
Yalnız gençliği mi?
Pek tabii ki aileleri de..
“Orta direk” kalmadı..
Gelir dağılımındaki uçurum çok büyüdü..
Değer verilen olgularda “sevgi”nin yerini “para” almaya başladı..
25 yıl önce gençlik, zengin olmanın yolunun “iyi bir eğitim ve ticaret”ten geçtiğini belirtirken, bugünkü yeni kuşak “miras, şans oyunları ve politika”yı tercih eder hale geldi..
“Batı’ya açılma” politikaları ile gençlik “tüketime” yönlendirildi..
Üretmeyen toplumların ne hale gelebileceği bu gençlere hiç anlatılmadı..
Aileler “geçim” derdine düşürülürken, “lüks yaşam” televizyonlardaki renkli eğlence programları ile körüklendi..
Batı filmlerinin içinde yer alan “özgür gençlik” ve “paranın her şey olduğu” vurgulamaları ile gençliğin beyni yıkandı..
Bütün bunlara gençlik özendirildi..

Ve karşımıza da işte “bugünkü gençlik” çıktı..
Sonuçta, gençlerimizi de fazla kabahatli bulamıyorum..
Bugün ülkemizin sürdürdüğü sistem, böyle bir gençlik yaratıyor..

Bu böyle devam etmeli mi?
Elbette hayır..
Gençlerimizi, içine düştüğü “batak”tan kurtarmamız şart..
Gençliğin bugünkü durumunu göz ardı eden hükümetlerimizin ve eğitim kurumlarımızın, bir an önce gençliğin “öz kimliğine ve kültürüne” dönmesi için politikalar geliştirmesi gerekiyor..
Ailelerin içine düştüğü çaresizlikten kurtarılması gerekiyor..

Uzun bir zamanımızı alacak biliyorum, ama bunu yapmaz isek çocuklarımızı da, geleceğimizi de hiç “aydınlık” görmüyorum..
Haberiniz ola..