Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Akaydın, dün Talya Otel’de düzenlediği basın toplantısında, belediye kapsamında yapılan çalışmalar hakkında bilgi verdi.
Toplantıya katılım büyüktü. Ancak heyecan yoktu. Gündemi belirleyen gazeteciler nedense toplantıya iştirak etmedi. Kim bu gazeteciler? Ahmet Dökdök, Ali Tongülüs, Haluk Üncel, Erdoğan Kahya, Vedat Gürhan, İbrahim Akkaya ve Dursun Gündoğdu bunlardan bir kaçı.
Neyse biz dönelim toplantıya.
Gazetecilerin sorularına cevap veren Akaydın, bir çok konuya açıklık getirdi.
Konuşmasına “Hiçbir zaman borç edebiyatı yapmadım” diyerek başlayan Akaydın, hemen ardından “Görevi bir milyar dolar borçla devraldım” diyerek kendisiyle çelişti.
Kendinden emin bir görüntü veren Hoca, gazetecilere “İçinizde hiçbir şey kalmasın. Her şeyi sorabilirsin” diyerek meydan okur gibiydi.
Gazetecilerin “Yeniden aday olacak mısınız?” sorusuna, Akaydın, “Sağlığım elverdiği, halk desteklediği ve partim de aday gösterdiği takdirde yeniden aday adayı olacağım” diye yanıt verdi.
Akaydın, yap-işlet-devlet modeliyle Antalya’ya 85 milyon liraya mal olan akvaryum kazandırdıklarını söyledi. Merak ediyorum, bunun Antalya’daki garibana ne yararı var. Birçok kişi buraya 50 lira ödeyerek girmez, giremez. Ayrıca bunun belediyeyle ne alakası var. İhale edilmiş ve özel şirket yapmış.
Hoca, göreve gelir gelmez “Emek benim için namustur” dediğini toplantıda bir kez daha vurguladı. O halde sormak istiyorum. “Emekçiler bugüne kadar neden bu kadar mağdur edildi. Daha geçen bayramı parasız geçirmediler mi?”
Belediyede çok fazla personel olduğunu da kabul eden Akaydın, bunun üreten bir belediye olmalarından kaynaklandığını ifade etti. Bu açıklama karşısında şaşırmadım desem yalan olur. Bugüne kadar ne üretti. Kalıcı hangi hizmeti yaptı. Doğrusunu isterseniz bunları da net olarak açıklamalıydı.
Yerel seçimlerde Muratpaşa Belediye Başkanı Süleyman Evcilmen’in büyükşehir belediyesi için aday adayı olduğunu duyduğunu ifade eden Akaydın, Evcilmen’in deneyimli bir kişi olduğunu ve politikanın da yarışarak yapılması gerektiğini belirterek bazı yerlere göndermede bulundu.
“Kim ne derse desin Oktoberfest ile gurur duyuyorum” diye devam eden Akaydın, ardından çok konuşulacak bir konuya değindi. Akaydın, daha önce hiç gündeme gelmeyen iddiaları şöyle sıraladı: “2008 yılında Altın Portakal Film Festivali’nin 9 günlük 140 araba kiralama fiyatı 3.4 milyon TL. Bu parayla 140 araba satın alınabilir, hatta üstüne para arttırmak mümkün. 2008 yılındaki bir firmayı festivalin turizm hareketlerini düzenlemesi adına ne olduğu belirsiz bir amaçla 1 milyon 265 bin TL ödeniyor. Firma kapanmış. Festivalin davetiye tasarımlarını yaptırmak için 118 bin dolar ödenmiş. Logosu da sahte çıkıyor, onun hesabı sorulmuyor. 2008 yılında festival konuklarının konaklaması için 2 milyon Euro ödeniyor. Ben bu işi şu anda 7’de 1’ine yapıyorum. Konukların kalmadığı bir otele 600 bin dolar ödenmiş. Valilik de buna soruşturma açtı. Hiç konuk yok otelde. Bu hayali konaklama parası ödenirken, 240 odası olduğu ama 374 odası varmış gibi gösteriliyor. Bir firmadan 400 bin dolarla fuar standı kiralıyoruz. Bu stantları satın almış gibi yaparak 300 bin dolar daha ödeniyor. Sonra da bu meblağ 400 bin dolara çıkıyor.”
Bu iddialar yenilir yutulur cinsten değil. Konu çok önemli, o dönemin AKSAV yönetimi de, Akaydın’ın öne sürdüğü bu iddialar ile ilgili bir açıklama yapar diye düşünüyorum.