Zaman zaman bazı olaylar için, “ellerine sağlık” şeklinde başlıklar atıyoruz..
Bir gün eşim dedi ki:
“Sen şiddeti de dayağı da sevmeyen birisin.. Peki dayak atılan biri için nasıl oluyor da ‘Ellerinize Sağlık’ diye başlık atabiliyorsun?”
Hiç beklemediğim bir anda, beklemediğim bu söze ne cevap vereceğimi düşünürken, eşim devam etti:
“Ama, haklısın.. Bazı kişiler için orman kanunu uygulamak kaçınılmaz oluyor..”

Eşimin sözünü ettiği olay, bir barda eğlendikten sonra dışarı çıkan birinin, alkolün de etkisiyle beylik tabancasını çıkarıp naralar atarak sağa-sola ateş etmesiydi..
Alkollü kişiyi vatandaş defalarca “yapma-etme-dur” diye uyarır..
Ancak adam laf dinlemez ve ateş etmeye devam eder..
Bunun üzerine silahını elinden vatandaşlar adamı epeyce bir benzetirler..
Ve olay yerine gelen polis, adamı vatandaşın elinden zor alır..

Evet, “dayak” denilen olaya gerçekten karşı biriyim..
Sadece dayağa mı, “kavga”yı da hiç sevmem..
Hayatım boyunca da bu tür şeylerden elimden geldiğince hep uzak durdum..
Ama, “bazı insanlar” galiba başka dilden anlamıyor..
Tıpkı şu deyişimizdeki gibi:
“Nush (nasihat) ile uslanmayanı etmeli tekdir (uyarmalı), tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir (dayaktır)..”
Yani, ne kadar uygarlaşırsak uygarlaşalım, sonunda “orman kanunu”nu bir şekilde uyguluyoruz..
Ve biliyor musunuz..
Yıllardır uğraşıp yaptığımız “AB’ye uyum yasaları” da, insanları galiba buna zorluyor..

Geçtiğimiz günlerde de adamın biri (bir İngiliz olduğu iddia ediliyor), parkta bazı kadınları taciz ediyormuş..
Kendisi uyarıldığı zaman da “söylediklerinizi anlamıyorum” gibi hareketlerde bulunuyormuş..
Bir-iki-üç derken, bu durum kadınların canını sıkmaya başlamış..
Ve parkta görevli polislere gitmiş, durumu anlatmışlar..
Polisler, “yapacağımız bir şey yok, gidip karakola şikayette bulunacaksınız” demişler..
Karakola şikayet..
Alınan ifadeler..
Savcılık..
Belki mahkeme.. derken aradan aylar, belki de yıllar geçecek..
İyi de, adam tacize devam ediyor, bunun bir şekilde “hemen” önlenmesi gerek..
Polislere, “bunu sağlamak için ne yapabiliriz, bize bir yol gösterin” diye danışmışlar..
Aldıkları cevap:
“Orman kanununu uygulayın.. Bakın hemen vazgeçecektir..”
Kadınlar şaşırmışlar..
“Nasıl yani, o zaman biz suçlu durumuna düşmez miyiz?”
“Düşersiniz” demiş polisler, “ama inanın sonunda bir şey çıkmaz..
Artık AB uyum yasaları sayesinde rahatsınız..
İfadeler, savcılık falan derken, olay unutulur gider..
Ama en azından siz istediğiniz sonuca hemen ulaşmış olursunuz..”

Sonucunda kadınların eşleriyle o tacizci yabancı arasında bir gece bazı olaylar yaşanmış..
Araya yine polisler falan girmiş..
Ortada herhangi bir “dayak” olayı falan yok, ama “orman kanunu” ile karşı karşıya kaldığını gören İngiliz, bir daha parka adımını bile atamamış..
Demek ki “orman kanunu” gerçekten bazen işe yarıyor..

Burada ister istemez “güvenlik güçlerinin” dedikleri düşündürüyor insanı..
“Orman kanununu uygulayın.. Artık AB’ye uyum yasaları var, merak etmeyin bir şey olmaz..”
Oysa, bir hukuk devletinde, hukuk kurallarına uymamak olmaz..
Eğer, hukukun yavaş uygulanması nedeniyle insanlar “mağdur” oluyor ve bu nedenle hukuk dışı yollara (yani orman kanununa) başvuruyorsa, o takdirde kaos (karışıklık) çıkar..
Demek ki, şu anda biz bu “kaos”u yaşıyoruz..
Vatandaş, gecikmeden sağlanmış bir adalet göremiyorsa, “ceza vermeyi” kendine hak olarak görüyor..
Ve biz de ister istemez “Ellerinize sağlık” diye başlık atmak zorunda kalıyoruz..

Aslında bu tür olaylar o kadar çok ki, saymakla bitiremeyiz..
Buradan yasa koyucuları ve uygulayıcıları uyarma gereği duyuyorum..
Bir gün “orman kanunu” ile sizler ya da yakınlarınız karşı karşıya kalabilirsiniz..
Ve canınız yanabilir..
Şu yasaları adam gibi yapın ve uygulayın..
Herkes “başının çaresine orman kanunları ile bakmaya” başlarsa..
Sonuçlarını düşünebiliyor musunuz?