Gördüm ki, “mührü elinde bulunduran kişiler” kendilerini düzeltmedikçe, sorunlar “aynen” devam ediyor, devam da edecek..
10 yıl önce Antalya’daki “yönetim tavrı” ve “kişisel-siyasi çıkar” konusunda herkes ne ise, bugün de her şey aynı hamam, aynı tas..
Antalya kimsenin umurunda değil..
Türkiye’yi kimse takmıyor..
“Rant” yoksa, parmaklarını bile kımıldatmıyorlar..
…………………………….
Başkanlara bakıyorsunuz, insanların gözünü boyamak, bu arada da “kişisel ya da siyasi” çıkar sağlamak için yasaları bile kullanıyorlar..
Meclis üyeleri “dosya takip etmek”ten kendilerini kurtarıp, meclis toplantılarında önlerine getirilenlerin ne anlama geldiğini bile anlamaya çalışmıyorlar..
Sonra da göstermelik “hamasi” kavgalar yapıp, bilmedikleri konularda “kabul-ret” diye el kaldırmaktan öte bir şey yapmıyorlar..
Sonra da bir bakıyorsunuz..
Kent beton yığını haline gelmiş, sorunlar azalacağına daha da artmış..
Umursamıyorlar bile..
…
Bürokratlar bambaşka bir alem..
Birkaç “iyi niyetli”nin dışındakiler devletin bütün nimetlerini kendileri için kullanıyorlar..
Bir günde bitecek işi haftalarca süründürmekten büyük keyif alıyorlar..
Sıkıştıkları zaman da topu “bürokrasiye” atıyorlar..
Meslek odalarına, sivil örgütlere bakıyorsunuz..
Antalya’nın ya da ülkenin en önemli sorunlarına karşı “bağırmak” yerine adeta fısıldaşıyorlar..
Bağırırlarsa da, “arka bahçesi” oldukları siyasi partinin sözcüsü oluveriyorlar..
…
Hele siyasetçilerimiz..
Dünya aya gidiyor, ama bizimkiler hala “karasaban” devrini yaşamak için direniyor..
50-60 yıl önce siyaset nasıl yapılıyorsa, bugün de aynı şekilde sürdürüyorlar..
Değişen tek şey, “oyuncular”..
“Çamur atma”yla gün dolduruyor, bir proje üretip, “bu daha faydalı olur” diye ortaya koymuyorlar..
Tek hedefleri, belediyede ya da TBMM’de bir koltuk kapmak..
…
Ya “bilim yuvası” üniversitelerimiz, onlar farklı mı?
Bilimsel çalışmalarla topluma faydalı işler yapacaklarına, o koskoca profesörler “çekemezlikler ve çıkar çatışmaları” yüzünden birbirlerini yiyorlar, mahkemelik oluyorlar..
Bakın, dünya sıralamasında bir tek üniversitemizin adı geçiyor mu?
Oysa, o batı ülkelerinde ne kadar profesör varsa, bizde de o kadar var..
Peki nerede bunlar, ne yapıyorlar?
Rektörlük, dekanlık, bölüm başkanlığı ve bu gibi makamlar için “Bizans oyunları”na kafa patlatıyorlar..
Nasıl “profesör” oldukları ise, apayrı bir sorun..
…
Bu kentin insanlarına ise ne demeli bilmiyorum..
“Koyun sürüsü”nden farkları yok..
Yolları sokakları defalarca kazılıyor-kapatılıyor, ama çıkıp da, “yahu bunların parası bizim cebimizden çıkıyor, nedir bu yaptığınız” demiyorlar..
Çukurlar kızılıyor, haftalarca, aylarca binbir güçlükle oralardan geçmeye çalışıyor, ama bunları düzeltmekle yükümlü olanlara bunun hesabını sormuyorlar..
Suskun, bitik, kaderlerine razılar..
Sonra iki çift güzel laf duyunca, bütün bunları yapanları bir daha seçmek için sandığa koşuyorlar..
…
Bir de o “aydın” geçinenler var..
Bilgili-kültürlü-üretkendirler..
“Konuşmaya ve akıl vermeye” bayılırlar..
Ama hiçbirini ne genel, ne de yerel yönetimlerde göremezsiniz..
Ellerini asla taşın altına koymazlar..
Çünkü, “mücadele etmeyi” sevmezler..
Böyle bir şey olmayacağını bildikleri halde, her şeyin kendilerine sunulmasını beklerler..
Sonra da kalkıp, seçilenlere demediklerini bırakmazlar, kafa karıştırırlar..
…………………………….
Sokaktaki insanlar, kadınlar, erkekler, başkanlar, esnaf, işadamları, turizmciler, bilim adamları..
Özellikle de “siyasi”ler..
Bana kimse kızmasın..
Siz “yapmanız gerekeni” yapmadıkça, “olmanız gerektiği gibi” olmadıkça, daima üzerinize geleceğim..
Antalya’yı ve Türkiye’yi seven biri olarak, kendimi buna zorunlu hissediyorum..
Spor
Güncel
Antalya
İlçeler
Asayiş
Özel
Trend Haberler
Samsun 20. Vezirköprü Belediyesi Kunduz Yağlı Güreşleri’ni kim kazandı?
Bursaspor’dan Rey Manaj bombası! Anlaşma çok yakın
Antalya'da elektrik kesintileri: 9 Ağustos
Antalya'da elektrik kesintileri: 8 Ağustos
İl içi tayinlerde takvim tepkisi
Çatıdaki tohumdan tropikal meyve müzesine