Geçtiğimiz pazartesi günü Antalya’da üzücü bir olay yaşandı.

Ulaş Akın adındaki bir işçi Muratpaşa Belediyesi’nin önüne giderek bedenini ateşe verdi.

Yaralı olarak hastaneye kaldırıldı, bütün müdahalelere rağmen kurtarılamadı.

Geride ise üzücü bir hayat hikayesi bıraktı.

Ulaş Akın’ın ölümü Antalya’da büyük bir tartışmanın da fitilini ateşledi.

Art arda şu sorular soruldu:

Bu kişi Muratpaşa Belediyesi’nin personeli mi değil mi?

Neden Muratpaşa Belediyesi’nin önünde kendini yaktı?

Neden başka yerde değil?

Ben de bu soruların cevabını merak ediyorum. Ancak ortada net bir şey yok, olan da bilgi kirliliğinden başka bir şey değil.

32 yaşındaki Ulaş Akın, bedenini ateşe verdikten birkaç dakika sonra haberi ilk olarak Akdeniz Manşet Gazetesi internet sitesinden okuyucularımıza duyurduk. Hatta haber yazdırmak için beni arayan istihbarat şefimiz Şükrü Ağırman, o an Büyükşehir Belediye Meclisi’nde olan Muratpaşa Belediye Başkan Ümit Uysal’a olayı aktardı. Uysal da “Bizim personelimiz değil” diyerek işçinin Muratpaşa Belediyesi ile ilişkisinin bulunmadığını söyledi. O esnada benim yanımda bulunan CHP Muratpaşa Belediye Meclis Üyesi dostum Mehmet Tosun da olaya tanık oldu. Çok üzüldü, yerinde oturamadı.

Gelelim bu konuya neden değindiğime.

Sebebini net olarak bilmediğimiz bir olay veya olaylar zinciri sonrası 32 yaşında bir vatandaşımızı kaybettik. Hem de arkasında küçük yaşta bir kız çocuğu bırakarak. Bu acı olayı konuşup ne yapabiliriz konusunda tartışmamız gerekirken “Muratpaşa’nın işçisi mi değil mi?” tartışmalarına daldık. Diyelim ki Muratpaşa’nın bir işçisiydi. Bu neyi değiştirecek. Ulaş Akın’ı geri getirecek mi? Minik kızının yetim kalmasını engelleyecek mi? Hayır. O halde bırakalım ölüm üzerinden tartışmayı, birilerini suçlamayı. Konuşacaksak yetim kalan kızımız için ne yapabiliriz onu masaya yatıralım.