Kadın olmak, çoğu zaman doğduğun anda üzerine giydirilen görünmez bir cekettir. Cepleri beklentilerle doludur; nasıl davranman gerektiği ne zaman susacağın ne kadar güleceğin ne isteyip ne istemeyeceğin bu ceplerden çıkar. Üstelik bu ceket her mevsime uymaz. Yazın ağır gelir, kışın korumaz ama yine de çıkarman pek hoş karşılanmaz.

Kadınların hayatı, küçük yaşlardan itibaren “dikkat et” cümlesiyle çevrelenir. Sokağa çıkarken dikkat et, gülerken dikkat et, hayal kurarken bile dikkat et. Erkek çocuklara “yaparsın” denirken, kız çocuklarına çoğu zaman “aman başına iş alma” denir. Cesaret, erkeklere miras; temkin, kadınlara öğüt gibi sunulur.

Oysa kadınlar, tarihin her döneminde “dikkat et” denilen yerlerde dünyayı değiştirmiştir. Sesini yükselttiğinde “fazla” bulunan kadınlar, bugün pek çok hakkın temelini atmıştır. Evden çıkmaması beklenenler, meydanları doldurmuştur. Sadece anne, sadece eş, sadece “iyi bir kız” olması istenenler; yazar, bilim insanı, işçi, lider olmuşlardır. Yani “fazla” denilen şey, çoğu zaman ilerlemenin ta kendisidir.

Kadın meselesi denildiğinde hala bazıları rahatsız oluyor. “Abartılıyor”, “her şey kadınlara bağlanıyor” diyenler çıkıyor. Oysa mesele kadınların daha fazlasını istemesi değil; daha azına razı olmamasıdır. Eşit ücret istemek lüks değildir. Güvenle yürümek bir ayrıcalık değildir. Kendi bedeni, hayatı ve geleceği hakkında söz sahibi olmak bir “imtiyaz” hiç değildir.

Toplum olarak garip bir alışkanlığımız var: Sorunu yaşayanı sorgulamak. Şiddete uğrayan kadına “neden oradaydın”, ayrılan kadına “yuvanı niye yıktın”, çalışan kadına “çocuğun ne olacak” diye soruyoruz. Oysa asıl sorular bambaşka yerlerde duruyor ve uzun zamandır cevaplanmayı bekliyor.

Kadınlar yoruldu. Sürekli güçlü olmak zorunda bırakılmaktan, her şeyi idare eden kişi olmaktan hem çalışıp hem evi çekip çevirirken hala kendini açıklamak zorunda kalmaktan yoruldu. Ama bu yorgunluk bir vazgeçiş değil. Daha çok bir uyanış. Daha net, daha kararlı bir sesin habercisi.

Belki de artık şunu kabul etmenin zamanı gelmiştir: Kadınların özgürleşmesi, erkeklerin kaybı değildir. Aksine, daha adil, daha sakin, daha insani bir toplumun anahtarıdır. Kadınların rahatça var olabildiği bir yerde, herkes biraz daha nefes alır.

Bu yüzden bu yazı bir “kadın köşe yazısı” değil sadece. Bu, birlikte yaşadığımız hayatın aynası. O aynaya bakmak cesaret ister ama bakmadan da değişim olmaz.

Ve evet, hala söylüyoruz: Bu bir kadın meselesi değil. Bu, hepimizin meselesi.