Daha iki-üç gün önce, “beni okumamış cahiller değil, okumuş cahiller korkutur” demiştim..
Ve önceki gün açık söyleyeyim, “KORKTUM”..

Önceki günkü yazımda şöyle demiştim:
“Kendilerini Ak Parti karşıtı gören kesim.. ‘Cumhuriyet’e sahip çıkıyoruz’ diye diye, ‘Cumhuriyet’i eritiyorlar.. Bir an önce bunun farkına varırlar umarım..”
Okumuş-üfürmüş birinden gelen soru:
“Cumhuriyet'i eritenler kim Ali abi?”
Dedim ki:
“Atatürk’ü diline dolayıp, ‘Cumhuriyet’e sahip çıkıyoruz’ diye sokağa dökenler ve dökülenler..”
Ne dese beğenirsiniz?
“Yani diyorsun ki, Kurtuluş Savaşı da sükunet içinde yapıldı, anladım Ali abi..”
Bu söz üzerine ne diyeceğimi bilemedim..
Ürktüm, buz kestim..
Demek ki..
Türkiye’de sokaklara dökülerek, kargaşa çıkartarak, kavga ederek, kışkırtarak ve kışkırtılarak “Cumhuriyet’i koruduğunu veya koruyacağını sananlar” var..
Üstelik okumuş-üfürmüş, ama –bana göre- cahilliğini atamamış bir kesim..
“Şiddet”in şiddeti davet ettiğini anlayamayan..
Kışkırtmanın yarattığı anarşinin milletin huzurunu bozmak olduğunu kavrayamayan..
Üretmeyen, üretme kapasitesi olmadığı için üretenleri çekemeyen..
Hizmeti düşünmeyen, şovları alkışlayan..
Üstelik sayıları hiç de az olmayan bir kesim..

Adamın biri çıkıyor, 2023 vizyonunu açıklıyor..
Adamın biri sokaklara iniyor, “Cumhuriyet tehlikede, kurtuluş savaşı veriyoruz” deyip 90 yıl öncesini kendine vizyon yapıyor..
Haydi söyleyin..
Hangisi daha Cumhuriyetçi, hangisi Cumhuriyet’e sahip çıkmış oluyor?
Cumhuriyet'e sahip çıkmak güncel hizmetlerle, geleceğe yönelik atılımlarla olur..
Atatürk'ün arkasına sığınarak, sokaklara milleti döküp eylem yaparak, nutuk atarak Cumhuriyet'i koruyamazsın..
Sadece milleti kışkırtıp kargaşa çıkartır, böylece provokatörlerin ekmeğine yağ sürer ve Cumhuriyet'i eritirsin..

Bu “okumuş cahil” kesimin bir zihniyetini daha koyalım ortaya..
“Demokrası” adına attılar mı mangalda kül bırakmıyorlar..
Ama..
“Cumhuriyet’i korumak için anarşi yaratmak mübahtır” anlayışı ile “Ak Parti iktidarı defolsun gitsin” diyecek kadar da cahiller..
Demokrasilerde iktidarlar seçimle gelir, seçimle gider, değil mi?
Demokrasi bir “ikna rejimi”dir..
Kendini millete anlat, ikna et, oyunu al, sen iktidar ol..
Türk halkının yüzde 50’sinin oyuyla iktidara gelenlere “defol, seni tanımıyorum” da ne demek?
Durmadan birilerini karalamak, ülkede huzursuzluk çıkarmak yerine milleti “daha iyi hizmet yapacağınıza inandırmak” gerekmez mi?
Hala “darbeci kafa” ile Cumhuriyet’i koruduğunu sananlar, bunu biraz düşünsün bence..

Burada Antalya Büyükşehir Başkanı Mustafa Akaydın’a da bir çift lafım var..
Sevmek ya da sevmemek, beğenmek ya da beğenmemek kişinin “kendi tercihi”dir..
Ama..
Bu ülke halkının yüzde 50’sinin oyunu alarak Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakan’ı olmuş birini yok sayamaz, hakaret edemezsin..
Ben Akaydın’ı sevmiyorum..
İnsanlığını da başkanlığını da beğenmiyorum..
Ama..
Bugüne kadar bir kez olsun, “o benim başkanım değil” demedim..
Dünya kadar yanlışına rağmen, “Akaydın’ı tuvalete süpürelim” diye bir laf etmedim..
Bu tür edep dışı sözler söylemedim..
Bir adam, yaşadığı ülkenin Başbakan’ına edep dışı laflar edebiliyorsa..
Demokrasiye de inanmıyor demektir..
Demek ki..
Okumak-üfürmek, Prof ve Dr. olmak, “cahil olmamak” anlamına gelmiyormuş..
İşte bu tür insanlar beni çok korkutuyor..
Bizi geleceğe taşıyacak aydın(!) kesim bu mu diye sormadan edemiyorum..
Yazık..
Antalya kime oy verdiğini görsün anlasın artık..