Antalya’nın son 40 yılına damgasını vurmuş belediye başkanları buluştu, konuştu..
Menderes Türel’in, İstanbul’daki çok önemli bir uluslararası toplantı nedeniyle katılmadığı ve İnşaat Mühendisleri Odası’nın kuruluşunun 25. yılı dolayısıyla biraraya gelen Selahattin Tonguç (CHP), Hasan Susaşı (DYP), Bekir Kumbul (CHP) ile Mustafa Akaydın (CHP) “Antalya’nın çarpık kentleşmesi” konusunda ilginç (bana göre kabul edilemez) açıklamalar yaptılar..
Bunu sizlere anlatmam gerekiyor..

Dört başkan, Antalya’nın çarpık kentleşmesi konusunda (hep yaptıkları gibi) kendilerini “sütten çıkmış ak kaşık” olarak gösterdiler..
Ve “meclis üyeleri” ile kendi partilerinin il ve genel başkanları ile yöneticilerini “çarpık kentleşmenin SUÇLUSU” ilan ettiler..
Tonguç, “Çevre Müdürlüğü kurdum, çevresel plan hazırladım, ama meclis üyelerimin hakkından gelemedim” dedi..
Subaşı, başkan olduktan 15 gün sonra partisinin il başkanı tarafından makama çağrılıp, “şunları yapacaksın” denildiğini ve şok yaşadığını söyledi..
Kumbul, “iki meclis üyem vardı, rantın hakkından gelemedim” diye konuştu..
Akaydın da, meclis üyeleriyle ilgili aynı sorunlarla karşılaştığını ve hala da yaşadığını ifade etti..
İçlerinden biri de çıkıp, “yahu bizim de şu konuda bir suçumuz, eksiğimiz veya fazlamız vardı” demedi..
Dedim ya, hepsi de sütten çıkmış ak kaşık maşallah..

“Siyasi disiplin”i anlarım..
Ama..
Özellikle bir “seçilmiş”in, yaşadığı kentin geleceğini karartacak işler konusunda “eli-kolu bağlı” kalmasını ya da elini-kolunu bağlayacak kişilere prim vermesini anlamam..
Örneğin..
Geçtiğimiz hafta Muratpaşa Başkanı Süleyman Evcilmen, katıldığı bir radyo programında, şu çarpıcı açıklamayı yaptı:
“Kent merkezinde yapılmak istenen bir AVM için, Cumhuriyet tarihinde ilk defa bir şahıs koltuğunun altında AVM için 25 binlik plan dosyasını meclise getiriyor.. Adeta meclis içine holding giriyor.. Bu kişi adeta Büyükşehir Belediyesi görevini üstleniyor..”
Bu adam kim?
Bir işadamı..
Koltuğunun altında dosyayla nereye geliyor?
Büyükşehir Meclisi’ne..
Ne istiyor?
Konuksever Mahallesi’ne yapmak istediği AVM için 25 binlik plan değişikliğinin meclisten geçmesini..
Bunu, Büyükşehir Başkanı’nın haberi ya da onayı olmadan yapabilir mi?
Yapamaz..
Başka bir soru:
Bu işadamına, “koltuğunun altına dosyanı al meclise git, orada 25 binlik planın geçmesi için gereken baskıyı yap” diye, CHP’nin il başkanı ya da genel başkanı mı göndermiştir?
Hiç sanmıyorum..
Bu işadamı, bu cesareti ve tavizi ancak bir “başkan”dan alabilir..
Ya da diyelim ki, il başkanı veya partisinin genel başkanı, “bu işadamı koltuğunun altında bir AVM dosyası ile gelecek ve meclisten 25 binlik planın geçmesini isteyecek, bunu gerçekleştir” dedi, böyle bir talimat verdi..
Burada Başkan’ın yapması gereken şey şudur:
KENTİNİ DÜŞÜNEN BİRİYSE: Böyle bir talebi derhal reddetmeli, engel olmak için gelinden geleni yapmalı, konuyu kamuoyuna aktarmalı ve partisinden ayrılmayı göze almalıdır..
KENDİNİ DÜŞÜNEN BİRİYSE: “Emriniz başüstüne” demeli, suçu meclis üyelerinin üzerine atarak işin içinden sıyrılmaya çalışmalı ve bir dahaki seçim için (başkanlık ya da milletvekilliği için) yolunu açık tutmalı..
Bu dört başkan, sizce hangisini yapmıştır?

Bu tür örnekleri ve bununla ilgili açıklamaları çoğaltabilirsiniz..
Subaşı döneminde her cadde ve yolun 4’er 5’er kez kazılıp kapatılması ve bunu kimin istediği gibi..
Kumbul döneminde Karaalioğlu Parkı düzenlemesini kimin istediği gibi..
Akaydın döneminde Halkkart’ı ve katı atık ihalesini kimin istediği gibi..
Türel için şimdilik bir şey söyleyemiyorum, çünkü Türel’in meclis üyelerini suçlayıp-suçlamayacağını kendini sütten çıkmış ak kaşık gibi gösterip-göstermeyeceğini bilmiyorum..
Aynı düşünce de olursa, onun için de örnekler verilir..
Tonguç döneminde ise Antalya’da olmadığım için, bir şey diyemiyorum..

Şimdi Başbakan çıksa, (atıyorum) yapılan bir enerji santrali nedeniyle Bakan’larını ve partisinin milletvekillerini suçlasa, bunu kimse kaale alır mı?
Herkes, “Başbakan sensin, biz seni biliriz” demez mi?

Özetle..
Bir belediye başkanı, meclis üyelerini, kendi partisinin il ve genel başkanını suçluyorsa..
O belediyede “başkan” olarak kalmamalıdır..
Kalıyorsa..
Önce kentine, sonra da kendine ihanet ediyor demektir..
Kendi siyasi çıkarı ve geleceği için kenti kurban ediyor demektir..
“Sorumluluk” önce başkanlarındır..
Kimse vatandaşı kandırmasın..