Cumartesi günü Galeria’nın Kepez şubesinin açılışındayız.
Açılış saatini beklerken, dostlarla sohbete daldık.
Birisi ortaya konu attı;
“Eşini dövene meclis yolu kapanıyor.”
Diğer sohbetçi atıldı;
“Hayırdır. Nereden çıktı ki şimdi bu gündem maddesi” demesiyle.,
Ben de, günlük gazeteleri sabahın köründe okuduğumu ima edercesine; “Bugünkü Hürriyet’in manşeti” cevabı veriverdim.
Gazete okuma alışkanlığı olmadığı belli olan diğer sohbetçimiz hemen cebindeki parmaklanan telefona sarıldı ve konuya vakıf olmak için gazete haberini okumaya başladı.
Bir noktaya geldiğinde yüksekselse, “Ne kadar ceza aldığına bakılmaksızın eşine ve çocuklara şiddet uygulandığı mahkeme kararıyla tespit edilenlere TBMM yolu kapanacak. Hiçbiri Milletvekili seçilebilmek için başvuruda bulunamayacak” dedi.
“Yandı canım Sapan helva” narası atıverdim.
Oradakiler bir an ne demek istediğimi anlamadıklarından, yüzüme bakakaldılar.
“Bu yasa ezelden olsa TBMM ne olurdu sizce” hitabımla bakışları bertaraf etme yolunu seçtim ama galiba hala anlamamışlardı.
“Sizce söz konusu yasa 2011 Genel Seçimleri için de geçerli olmuş olsaydı, şuan milletvekili gocuğunu hangi vekil üzerinde taşımıyor olurdu” dedim.
İçlerinden biri, “Yıldıray Sapan” diye haykırdı.
“Haaaa” şaşkınlıkları da beraberinde geldi.
Elinde parmaklanan telefonla sohbetimizin içerisinde olan dostumuz verdi gazı;
“Haaa ya. Yıldıray Sapan acaba BDP’nin önerdiği bu yasaya evet oyu verir mi, yoksa eşine şiddet uygulayan, uygulamakla kalmayıp, o şiddet nedeniyle kendi çocuğunun düşmesine neden olan kişi konumundaki Sapan, taslak görüşmesinde TBMM’nde mi olur” diye sordu.
Ekledi; “Yoksa o taslak görüşmelerinde meclis salonuna gelecek yüzü kendisinde bulamaz mı?”
Buyur buradan yak!..
“Peki eşini döven kadınlar için de geçerli olur mu bu yasa” diye Yıldıray Sapan’ın dayakçı bir milletvekili olduğu konusunu değiştirme yoluna gittim.,
“Bize bebe sorusu sorarak konuyu ‘Sapan’lattırma” diye çıkıştılar.
Allah kimseyi Yıldıray Sapan konumuna düşürmesin.
Ve bir diğeri;
“Adam bir kez olsun çıkıp, ben geçmişimde yaptıklarımdan pişmanım bile demedi. Belki de hala eşine şiddet uyguluyordur ancak, kadıncağız milletvekili eşi olmaktan mıdır yoksa eşinin milletvekili gocuğunu sırtından çıkmaması adına mıdır bilemiyorum, susuyordur” fikrini sıralayıverdi.
“Dilin kemiği yok” diye boşuna dememişler.
Susmuş halde kendilerini sadece dinliyorum.
“İnsanoğlu ne yaparsa yapsın geçmişinden bir türlü sıyrılamıyor” diye buna dense gerek.
Yani, “Yapan yaptığıyla hiç kalmıyor” vurgulamasının ta kendisi.
Dayanamadım, “Söz konusu taslak yasalaştıktan sonra, Yıldıray Sapan Milletvekilliğine tekrar aday olabilir mi?” sorusunu yönelttim.
Bakışlarıyla öyle bir dövüyorlardı ki beni, soruma cevap istemekten tam vazgeçmeye hazırlanıyordum ki;
“Yahu arkadaş Galeria’nın şu mübarek açılış gününde sen bizimle dalga mı geçiyorsun. Bırak yasayı, masayı, bir dahaki seçimlerde Yıldıray CHP’den aday adayı olma cesaretini bile gösteremez” demezler mi?
Hızımı aldım bir kere durur muyum?
“Deniz Baykal ağabeysi tekrar Genel Başkan olursa da mı?”
Damardan girdim ki sus pus oldular!..
Telefon parmakçısı dostum imdatlarına yetişti.
“Yılmaz Özdil bugünkü yazısında Hasan Tahsin Onur Ödülünü İzmir Gazeteciler Cemiyeti ve Türkiye Gazeteciler Federasyonu Başkanı Atila Sertel’e vermesini istemiş. Peki buna ne diyorsun” demez mi?
“Tabi ki Yılmaz üstada da verilecek var bir cevabım da, ama bunu burada ayak üstü dedikodusu gibi bir ortamda verecek değilim. Bizim yazılarını hayranlıkla okuduklarımız da demek ki kulaktan dolma bilgilerle yazı yazabiliyormuş. Bunu da Yılmaz Özdil bugünkü yazısında öğretti bize” deyip geçtim.
Yıldıray Sapan yatsın kalksın Yılmaz Özdil’in aynı gün yazdığı yazıya dua etsin. Yoksa açılış kurdelesinin kesildiğini o sohbettekilerin hiç birisi göremezdi.