2011 seçimlerinden sonra CHP bir “RAPOR” hazırladığını duyurmuştu..
Hatırlayın..
Ardından bir de açıklama yapıldı..
CHP’li üst yönetim, “AKP projelerimizi tırtıklıyor” dedi..
Açıklamada, “seçim öncesi CHP tarafından meydanlarda açıklanan projelerin, AK Parti tarafından benimsendiği” ifade edildi..
Rapora göre..
CHP’nin gündeme getirdiği ve o dönem Başbakan’ın eleştirdiği, ancak hayata geçirilme çalışması yapılan projeler arasında şunlar yer alıyordu:
- 2B arazileri sorununun çözümü.. 
- Yoksul çocuklara süt dağıtımı..
- Dershanelerin kapatılması ve üniversite sınavlarının kaldırılması.. 
- Aile sigortası ve intibak yasası çıkarılması..
- 81 ilde öğrenci yurdu yapılması.. 
- Kamuda taşeron işçi çalıştırmaya son verilmesi.. 
- Darbelere zemin hazırladığı öne sürülen TSK İç Hizmet kanunu 35. maddesinin kaldırılması..
- Bedelli askerlik..
Hepsi gayet güzel de, şunu anlamak istiyorum..
“Bize ait” dediği projeler komisyonlarda ve genel kurulda görüşülürken, CHP bütün bu çalışmaları yerden yere vurmadı mı?
Bir kişi ya da parti, kendi projesi hayata geçsin istemez mi?
Bir kişi ya da parti, kendi projesini yerden yere vurur mu?
Bir kişi ya da parti, kendi projesini kötüler ve reddeder mi?
O kişi CHP’liyse, o parti CHP ise istemez, kötüler ve reddeder..
CHP’nin (hatta MHP’nin) “muhalefet anlayışı” bu işte..
Kendisi yap(a)mıyorsa, o asla kabul edilemez ve kötülenir..
Bir-iki gün önce Grup Başkanvekilliğinden istifa eden Muharrem İnce, dün de Ankara milletvekili Emine Ülker Tarhan, “böyle bir CHP’den ülkeye de, devlete de, millete de fayda gelmeyeceğini” söylerken çok haklıydılar..
Ama..
Bu konuşmaları, onları CHP’li olmaktan ve CHP’ye yüklenen suçlamalardan, hatta CHP’de yaşanan tutarsızlıkların sorumluluğundan kurtarmaz..
Kemal Kılıçdaroğlu, Gürsel Tekin, Adnan Keskin gibiler CHP’nin “muhalefet bile olamayışı”nda ne kadar suçluysa, İnce ve Tarhan da o kadar suçludur..
Bugünden sonra takınacakları tutum, onları affettirecek veya affettirmeyecektir..
Sanırım farkındasınız..
Türkiye’de demokrasi pek sağlıklı yürümüyor..
Bunun nedeni “iktidar boşluğu” değil, “muhalefet boşluğu”dur..
CHP’nin niyeti iktidar olmak falan değil..
CHP’nin niyeti hizmet etmek, vatan-millet-Sakarya değil..
CHP’nin niyeti sonuca ulaşmayan tartışmalar yapmak, ötekileştirmek, kin kusmak..
Bakın..
Eğer Gezi olaylarını iyi idare edebilseydi, CHP bugün ya iktidardı ya da iktidar ortağı..
Gezi’yi harcadılar..
Büyük bir fırsattı..
 Türkiye Cumhuriyeti tarihinde devlet ilk kez gösteri alanını eylemcilere terk etti ve ilk kez eylemcilerle müzakereye oturdu, hatırlıyor musunuz?
Ama..
CHP, devletin dize getirilmiş olmasının “haklı pozisyonunu” sürdüremedi ne yazık ki..
Sürdürmek istemedi..
Tuhaf ve çirkin sloganlara, molotoflu direniş görüntülerine, 1968’de kalmış romantik solculara, TOMA’ya kafa atan psikopatlara, rakıcılara, şarapçılara, dizi oyuncularına, yalancı gazetecilere, haplanıp gelmiş dizi senaristlerine bıraktı olayları..
 Ve arkasından, “Köprü yapmayacaksın, havaalanı açmayacaksın, enerji üretmeyeceksin, Kanal İstanbul’dan vazgeçeceksin, Bunlar da yetmez, derhal istifa edip gideceksin” ültimatomunun ilham kaynağı oldular..
Evet..
CHP Gezi’yi harcadı, “hükümet devirmece oyununa” malzeme yaptı..
Gündemlerinde iş güvenliği, işçi hakları, vahşi kapitalizm, vahşi kapitalizmin insan kıyımı yoktu..
Gündemlerinde insan hiç olmadı..
Tek gündemleri vardı: Erdoğan..
Erdoğan’a küfretmek, belli bir sosyal ve siyasal kesimi aşağılamak, olabiliyorsa “hükümet devirmece” oyununa yeni bir format atmak..
Olağanüstü Kurultay öncesi bunları bir hatırlatayım dedim..
CHP’de değişmesi gereken çok şey var..
CHP önce milletine güvenmeyi öğrenecek..
Kendini, belli bir çıkarcı kesime ve Pensilvanya’ya değil, millete teslim edecek..
Ve milletin kendisine güvenmesini bekleyecek..
Yoksa..
Bu CHP’den değil iktidar, muhalefet bile olmaz..