Birkaç yıl önce bir vesileyle İsveç’in başkenti Stockholm’e gitmiştik…

Sohbet ettiğim ve İsveç’e yerleşmiş bir Türk’le sohbetim esnasında 8 çocuğunun olduğunu söyleyince şaşırmış ve bu kadar çocuğa nasıl baktığını sormuştum.

Aynen şunları söylemişti;

“Bunda şaşılacak bir şey yok. İsveç’te her doğan çocuk devletin koruması ve denetimi altındadır. Çocuk doğduğu andan itibaren tüm giderlerini devlet karşılar.

Sağlık ve eğitimi için her çocuğa bütçe ayrılır ve bu bütçe her yıl büyüyerek eğitimi bitene kadar devam eder.

Asla eğitim çağında çocuklar çalıştırılamaz, bu büyük bir suçtur.”

Sohbet sonrası arkadaşlarla Stockholm’ü gezmeye çıktık.

Kaldırımda yürürken karşı kaldırımda bir grup 4-5 yaşlarında çocuk, öğretmenleri eşliğinde benim olduğum kaldırıma geçmeye başladılar.

Tüm trafik durdu, çocuklar geçene kadar…

İçlerinde birisi bana o kadar sevimli, o kadar şirin geldi ki eğilip başını okşamak istediğim anda birden öğretmenleri olan kadın bağırarak ve yasak anlamında parmağını sallayarak yanma geldi koşarak.

Şaşırmıştım, yanımdakilere ne diyor bu kadın, diye sordum.

Ailesi ve öğretmenleri dışında çocuğa dokunmanın yasak olduğunu söylüyormuş.

17 yaşındaki Atlas Çağlayan isimli çocuğun bıçaklanarak öldürülmesi bana bu anılarımı hatırlattı ve çocuk ölümleri konusunda ülkemizin ne hallere geldiğini araştırmama vesile oldu.

Ne yazık ki bu konuda yeterli yerli kaynaklar olmadığı gibi, olanlarda bir yıl geriden gelmektedir.

Nitekim bulabildiğim en önemli kaynak olan FİSA Çocuk Hakları Merkezi oldu ve bu Merkezin yaptığı tespitlere göre ülkemizde 2024 yılının ilk 6 ayında “önlenebilir nedenlerden” dolayı ölen çocuk sayısı 343…

Bunu doğru orantılı olarak ele alırsak “bir yıl içerisinde önlenebilir nedenlerden dolayı ölen çocuk sayımızın 600’ün üzerinde olduğunu kabul edebiliriz…”

Aynı raporda şöyle bir ifade var…

“Devletin ihmali nedeniyle 2024 yılının ilk 6 ayında ölen çocuk sayısı 309”

8 yaşındaki Narin Güran ve geçtiğimiz yıl öldürülen Ahmet Minguzi’yi hatırlarız…

Bu iki isim medyatik olduklarından biliyoruz ancak medyaya yansımayan Narin gibi, Minguzi gibi yüzlerce çocuk ya öldürülerek ya da ihmaller sonucu kaybediyoruz…

Devletin ihmali olarak görülebilecek bir diğer çocuk ölümleri ise “işçi çocuk cinayetleridir…”

Bu konu ülkemiz için adeta yüzkarası bir tablo ortaya koymaktadır…

İşçi çocukların cinayeti ile ilgili araştırma yapan İşçi Sağlığı ve Güvenliği Meclisi (İSİG) raporuna göre son “12 yılda iş cinayetlerinde ölen çocuk işçi sayısı 770…”

İSİG Meclisinin çocuk işçilerin cinayeti ile ilgili hazırladığı raporda aynen şunlar yer almaktadır.

“Sayıları yüzbinlerce ve büyük çoğunluğu mevsimlik tarım olmak üzere 5-14 yaş arasındaki çocuklar, sokakta, tekstil-gıda-metal atölyelerinde ve inşaatlarda çalışıyorlar. 15-17 yaş grubunda ise yine başat çalışma alanı mevsimlik tarım olsa da son yıllarda bu yaş grubunda çalışma şehirlere (sanayi-inşaat-hizmetler) akıyor.

Bunun temel nedeni devlet eliyle (örneğin MESEM) işçileştirmedir. Diğer bir önemli neden de başta büyükşehirler olmak üzere Türkiye’nin 81 şehrindeki organize sanayi bölgelerinin açılması, yaygınlaştırılmasıdır. Yani ucuz işçilik ihtiyacıdır; asgari ücretin altında alan, çoğunlukla sigortasız, uzun-yoğun-aşırı çalışan, sendikasız ve hakkını aramayı bilmeyen bir işçi kitlesi…”

Çocuklarına acımayan, korumayı masraf olarak gören, merhamet, şefkat ve sevgi duymayan bir ülke olduk vesselam…