Bayramı vesile bilip, buğday günü çıktık yola. (Buğday gününün ne olduğunu bilmeyenler için, Arefe’den bir gün öncesi. Anamız bize öyle öğretti de, yine Arefe gününden bir gün öncesine aynı zamanda Terviye de denir.)
En büyük halamın oğlu Fevzi ağabey, benim eski ortaktır. Fethiye’nin meşhur Saklıkenti’ne giden yol üzerindeki Girmeler Köyü’nde kebapçılık yapar.
Akşam saatlerinde Girmeler Köyü’ne ulaştığımızdan ilk mola yerimiz kebapçı halaoğlumun rezidansı oldu.
Geliş saatimi önceden bildiğinden, öyle bir kebap yapmış ki, yazıyı yazarken bile tadını damağımda hissediyor gibiyim.
Kimse abarttığımı falan sanmasın, bu yazıda zerre abartma olmayacağını baştan diyeyim.
Kebaplar yenildi, daha ramazan bitmediğinden çaylar içildi, sohbetler edildi, yatmaya geçildi.
Nem yok.
Sabaha kadar deliksiz uyumuşuz.
Bizim sülale ahali Fethiye etrafında çöreklenmiştir. Özden hanım aylardır, “Toz biber” siparişi vermekten bıkmadı. Ama tamamıyla doğal olanından. Biz şehirli milletinin aldığı kiremit tozuyla karışık olanından falan değil.
İşleri güçleri biber üreticiliği olan babamın bir küçüğü amcam ve oğluna bir gün öncesinden sipariş verdik. Sabah kalkıp, kahvaltı yaptıktan sonra da, Kaş yolu üzerindeki dedemin köyü olan Çaykenarı’na sürdük arabayı.
Hoş, beş gönül alma derken, toz biberimizi de aldık, halis sızma zeytinyağımızı da.
Öyle bedava falan değil.
El emeğinin akraba da olunsa teşekkürle ödenmeyeceğini şükürler olsun ki iyi bilenlerdenizdir.
Derken, rotamız Ortaca.
Bir başka güzeldir memleketimin her köşesi.
Fethiye’den geçerken, paspatırın eski pis kokusu burun direğimizi kırmıyor. Sahil yolu ana baba günü gibi.
Bir önceki tatil yazımızda, “Fethiye’nin balık pazarı sudan ucuz” demiştik ve gittiğimizi de belirtmiştik ya.
Akaydın Hoca’nın geçtiğimiz günlerde açıldığını duyurduğu Dev Akvaryum’a 2 kişinin giriş bedeli 60 TL. Akvaryum’da balık bulabilene helal olsun.
Fethiye’nin balık pazarından 4 kilo balık aldık 40 TL verdik. 9 kişi patlayıncaya kadar yedi. En az bizim sayımız kadar da kedi sebeplendi.
Bayram’ın ilk günü büyüklerimizin ellerinden öpüp, kendilerini bayramladık. Öğleye doğru yola çıkacağız ya.,
Bu kez rota Marmaris üzerinden Bozburun.
Marmaris yolu bayağı bir kalabalık. Ama trafikle bizim işimiz olmayacak. Çevre yolundan Datça istikameti. Marmaris’i 15 kilometre geçtikten sonra, Orhaniye tarafına dönülmesi gerekiyor. Meşhur Kız Kumu karşımızda. Selimiye derken, Bozburun ayaklarımızın altında.
Ege yöresinin en bakir yerlerinden birisi Bozburun.
Ünlü besteci ve ses sanatçısı Bülent Ortaçgil, Bozburun ile ilgili o kadar harika bir beste yapıp seslendirmiş ki, her kelimesi Bozburun’u aynen anlatıyor.
Bozburun’a kadar gideceğiz, o güzel eserin sahibiyle tanışıp, iki kare fotoğraf çektirmeyeceğiz öyle mi?
Dilan hanım kızılca kıyameti kopartır. Bunun önüne geçmek adına da, ünlü sanatçının Bozburun’u kuşbakışı gören malikanesine kadar gidip, kendisini ziyaret ettik, fotoğraflarımızı çektirdik.
Bozburun’da öyle bir mekanda konakladık ki, daha açılalı 1.5 ay olmuş. Deniz hemen önünde. Odalar pırıl, pırıl. Her şey sıfır. Parası mı?
4 kişilik bir abartın günlük ücreti 125 TL.
İsmi Çelik apart.
Odaya yerleştik. Karanlık çökmek üzereydi. Aldık meyvemizi rakımızı, 4 metre önümüzdeki denizin kenarına kurduk çilingir soframızı. Koy, tüm güzelliğiyle karşımızda, Bozburun ise sağımızda.
Antalya’dan en az 400 kilometre uzakta ve sissiz-sakin bir ortamdayız ya.
O an biz öyle sanıyoruz.
Çilingir sofrasını kurdum, güzelliklerin tadını çıkartıyorum. Kafamın üzerinde kim belirdi dersiniz?
Bu tatil yazısı bitmez. O nedenle Allahın her türlü güzellikleri verdiği Bozburun da da ne yazık ki Antalyalılardan kaçamadık.
Yarın anlatacağım.
Bu arada tatilden döndüğüm falan sanılmasın, günlerdir ısrarla, “Yazılarına hasret kaldık” şeklinde, SMS yağmuruna tutan okurlarımla azıcık hasret gidereyim istedim.