Döşemealtı Belediye Başkanı Nurettin Tursun, bölgesinin sorunlarını çözmek için gece, gündüz demeden çalışıyor. Müthiş bir enerji ve efor sarf ediyor. Bir yandan yeni ilçe olmanın sıkıntılarını aşmaya çalışırken, bir yandan bu ilçenin ?Antalya?nın geleceği? olduğunun bilinci içerisinde her türlü hizmeti verebilmek için gayret sarf ediyor.
Tursun, bir yandan da sosyal etkinlikler ile Döşemealtı?nın farkını ortaya koymaya çalışıyor. Bunlardan biri de, yarın başlayacak olan ?7.Nar Festivali ve Güreş? organizasyonu olacak. Tüm Antalyalıların davetli olduğu festival, yarın akşam Oğuz Yılmaz ve Hande Yener?in müthiş konserleri ile başlayıp, ertesi gün sezonun en önemli güreşlerine ev sahipliği yapılarak devam edecek.
Hem Nar Festivali, hem de güreşler Tursun?un ortaya koyduğu yeni vizyonun bir parçası olarak gelişerek devam etmiş olacak. Bence kent sakinleri hem festivali, hem de ertesi gün yapılacak güreşleri kaçırmamalıdır. Döşemealtı sakinleri ile birlikte, doyasıya stres atma fırsatını kullanmalıdır.
Bir ayda 52 ton çöp
Akdeniz Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Dekan Yardımcısı Yrd.Doç.Dr. Gönül Tuğrul, iki ayrı grubun işlettiği Konyaaltı Sahili?nde gelişi güzel bırakılan çöplerle ilgili bir araştırma yaptı. Bu araştırma, Şükrü Ağırman tarafından Salı günü gazetemizde ?Konyaaltı Çöp Sahili? şeklinde çarpıcı bir başlıkla yayınlandı.
Araştırmanın sonuçları, ürkütücü. Gönül?ün tespitine göre, Konyaaltı sahiline bir ayda bırakılan çöp miktarı, tam 52 ton. Başı sigara izmariti çekiyor. Sahile, çocuk bezi, ıslak mendil, peçete, kağıt, plastik şişeler ve kapakları ile kuru yemiş kabukları bırakılıyor. Sahil nemli olduğu için bakteriler kolayca çoğalıyor. Özellikle sahile götürülen çocuklar açısından ciddi tehlikelere neden oluyor.
Bunu yapanların çoğunlu, maalesef aynı sahili daha sonra yeniden kullanacak olan bizleriz. Yani bu kentin sakinleri. Yada bir kez daha Antalya?ya gelecek olan yerli turistler.
Olacak şey değil!..
Ama oluyor.
Yazık..
Buna hakkımız yok. Yarın tekrar kullanacağımız sahili, bu kadar hor kullanmaya hakkımız yok. Hem kendimiz, hem çocuklarımızın sağlığını bu kadar tehlikeye atmaya hakkımız yok.