Yükseköğretim kurumlarının evrensel varlık gerekçesi üç sacayağı üzerine kuruludur: bilgi üretmek (araştırma), bilgiyi aktarmak (eğitim-öğretim) ve bilgiyi toplumun hizmetine sunarak katma değere dönüştürmektir (topluma hizmet). Ancak modern dünyayı kuşatan ve performansı sadece sayısal verilere indirgeyen mekanik anlayış, akademiyi ne yazık ki etki değeri yüksek dergilerde "yayın yapma" (publication) yarışına hapsetmiştir. İndekslerde boğulan bu bürokratik yapı, bilimi toplumdan soyutlayarak onu soğuk laboratuvar koridorlarına sıkıştırmaktadır. Tam da bu noktada akademi, sadece "yayın yapmak" sığlığından sıyrılıp bilgiyi topluma ulaştıran bir "yayım yapma" (extension) bilincine evrilmek zorundadır. Üniversiteler, vizyonunu küresel literatürde Outreach (akademinin topluma erişimi), Extension (bilginin sahaya yayımı ve dönüştürücü gücü) ve bu toprakların mayasında var olan köklü "İrfan" eksenine oturtmalıdır. Ne var ki, toplumsal değişimi ve sürdürülebilir kalkınmayı yönetmesi gereken bu asıl "üçüncü misyon", çoğu zaman puan ve kadro kaygılarının gölgesinde kalmaktadır.

Oysa bilgi, fildişi kulelerin ve akademik salonların konforlu sınırlarını aşıp sahaya inmediği, üreticinin ve toplumun gündelik pratiğiyle bütünleşmediği sürece toplumsal kalkınmanın gerçek bir kaldıracı olamaz. Raflarda tozlanan tezler, tarladaki çiftçinin emeğine, fabrikadaki işçinin tezgahına dokunmadıkça sadece entelektüel bir egzersiz olarak kalacaktır. Sürdürülebilir bir gelecek inşa etmenin yegane anahtarı; metodolojik ve rasyonel bilginin, halkın ve uygulayıcının pratik diline doğru aktarılarak ortak bir anlamsal zeminde buluşturulmasıdır. Yıllar önce bir TÜBİTAK yayınında okuduğum ve hakikatine her gün daha çok inandığım üzere; "Bir toplumun en saf isteği bilimsel bilgidir." Bu arayışın hakkını vermek ise bilimi popülist sığlıktan ve fildişi kulelerin kibrinden uzak tutarak, nesnel ve analitik bir süzgeçten geçirmek suretiyle sahaya taşımaktan geçer. Bilgi, toplumla paylaşıldıkça ve hayata dokundukça anlam ve kıymet kazanır.

Akademinin Fildişi Kulelerden Sahaya İnmesiyle Dönüşüm Başlar!

Disiplinler arası sınırlar, hayatın gerçek ihtiyaçları karşısında erimeye mahkumdur. Hangi bilim dalında olursak olalım; tarladaki üreticinin mahsulünden sanayideki mühendisin tasarımına, turizm stratejilerinden iklim uyum politikalarına ve kırsal kalkınmaya kadar bilginin insan hayatına temas ettiği her nokta doğrudan bir bilgiyi yayma (extension) alanıdır. Laboratuvardan sahaya, teoriden pratiğe kurulan bu bilgi köprüsü, akademik kadrolar için teknik bir tercih ya da lüks bir faaliyet değil; toplumsal refaha, çevreye ve insanlığın geleceğine karşı hem vicdani hem de rasyonel bir sorumluluktur. Gerçek bilim, fildişi kulelerin pencerelerinden dışarıya bakmak değil, sahanın sorununa laboratuvarda çözüm arayıp bulduğunu alanda uygulamaktır.

Bu çerçevede bilginin soyut gücünü hayatın somut gerçekleriyle buluşturmak, akademi ile toplum arasındaki o köklü anlamsal ve kültürel mesafeyi ortadan kaldırmak esas olmalıdır. Bilimin tarafsız ışığını yalnızca teknik verilerle ve kuru istatistiklerle değil, insanlığın irfanı (the deep-rooted insight of humanity) ve evrensel bilgelikle (wisdom) yapılandırarak toplumsal faydaya dönüştürmek son derece kıymetlidir. Bilimsel veriyi irfanın ibriğinden geçirip insan odaklı bir geleceğin harcı yapmak, rasyonel, adil ve yaşanabilir bir dünyayı hayatın tam ortasında inşa etmenin yolunu açacaktır.

Bu noktada gerçek anlamda bilim insanı olmak; yalnızca makale ve atıf üreten akademik bir unvanı taşımak demek değildir. Bunu sağlamak içinse bilimi moda parametrelerden popülist sığlıktan uzak tutmak ve akademinin sahaya olan etkileşimini artırmak gerekir. Bunun yolu ise akademisyenlerin ve araştırmacıların salt yayın sayısı ve atıf gibi mekanik metriklerle başarılarının ölçülmesi ya da unvan almalarının sağlanması yerine; toplumu ve sektörü etkileme düzeyini gösteren objektif kriterlerle değerlendirilmesini öne almaktan geçmektedir. Bilim insanlığı, tam da bu yüksek farkındalıkla bilginin zekatını verme sorumluluğunu taşıyan, öğrendiğini toplumun sorunlarını çözmeye ve yeni buluşlarla toplumu daha yüksek bir yaşam düzeyine ulaştırmak yönünde harcayan ve toplumu dönüştürme idealine adanmış olgun bir şahsiyet seviyesini ifade etmektedir. Bilimin tarafsız ışığında ve irfanın yol göstericiliğinde, fildişi kuleleri yıkarak insan odaklı bir geleceği sahada birlikte inşa etmek dileğiyle...