Open world ya da dilimizdeki karşılığı ile açık dünya oyunlar, oyuncuya geniş bir harita içinde istediği gibi dolaşma ve keşfetme özgürlüğü sunar. Takip edilebilecek bir hikaye ve ana görevler genellikle vardır ama oyuncu tek bir yoldan ilerlemek zorunda değildir. Oyuncu isterse direk ana görevi takip etmeye başlayabilir ya da önce haritada saatlerini geçirip oyun dünyasının sunduğu şeyleri keşfetmeyi de tercih edebilir.

Kocaman Bir Dünya Ama İçi Boş

İyi tasarlanmış bir açık dünya oyunu, oyuncuya özgürlük hissi sunmalıdır. Sana içi ilginç ve eğlenceli şeylerle dolu büyük bir harita veriyorum hadi bakalım burada istediğini yap demelidir. En azından benim görüşüm bu yönde. Oyuncuya kocaman bir dünya verip buradaki gezinmesini kısıtlarsan o koca dünya anlamını yitirir. Oyuncuya kocaman bir dünya verip bunun içini boş bırakmak da başka bir hatadır. Eğer keşfedilecek ilginç, eğlenceli bir şeyler yoksa harita ne kadar büyük olursa olsun bir anlamı kalmaz. Açık dünya konusunda favori oyunlarımdan birisi The Elder Scrolls 5 Skyrim’dir. İlk görevi tamamladıktan sonra oyun, oyuncuyu haritaya bırakır ve git istediğini yap der. Ana görev şurada diye gösterir ama oraya gitmek bir zorunluluk değildir. Haritada saatler geçirip ana görevi unutmuşluğum çok olmuştur. Mount and Blade serisi, Witcher 3 ve Fallout 4 gibi oyunlar da aynı mantıkta hareket eder ve gene favorilerim arasındadır.

Açık Dünya ve Sandbox

Aslında benim için ideal olan açık dünya oyunları için sandbox türü demek de mümkün olabilir. Sandbox kelimesi dilimizde kum havuzu anlamına gelir. Oyuncuya bir oyun dünyası tasarlayalım ve o burada istediğini yapsın mantığıyla tasarlanırlar. Gerçekten de bir kum havuzu gibi. Örneğin Mount and Blade serisindeki oyunlar bu türe aittir. Ancak, her ne kadar birbirlerine benzer görünseler de, sandbox ve açık dünya iki ayrı türdür. Bunu vurgulama sebebim ise her açık dünya oyunu sandbox türüne ait elementler içermeyebilir.