Türkiye ekonomisinin son yıllarda yaşadığı dalgalanmalar, küresel tedarik zincirlerinde pandemi sonrası ortaya çıkan kırılganlıklar ve jeopolitik risklerin giderek artırdığı belirsizlik ortamı, “ulusal tedarik güvenliği” kavramını artık yalnızca teknik bir başlık olmaktan çıkarıp stratejik bir zorunluluk hâline getirdi. Enerjiden gıdaya, savunmadan ilaç ve tıbbi cihazlara, yazılımdan nadir elementlere kadar birçok kritik sektörde kesintisiz üretim ve güvenli tedarik, ekonomik egemenliğin ve toplumsal dayanıklılığın temel koşulu olarak yeniden tanımlanıyor.
Bugün artık yalnızca ekonomik büyümenin değil; fiyat istikrarının, sanayi sürdürülebilirliğinin, rekabet gücünün ve hatta ulusal güvenliğin bile tedarik güvenliğiyle doğrudan ilişkili olduğu görülüyor. Bu nedenle Türkiye’nin 2025 sonrası dönemde daha güçlü ve dayanıklı bir ekonomik mimari inşa edebilmesi için kritik sektörlerde kapsamlı, uzun vadeli bir ulusal tedarik güvenliği stratejisine ihtiyaç duyduğu açıktır.
Küresel Tablo: Riskler Derinleşiyor, Uluslar “Ekonomik Savunma” ya Yöneliyor
Dünya ekonomisi son beş yılda art arda yaşanan bölüm krizlerinin etkisiyle yeni bir dönüşüm sürecine girdi. ABD-Çin ticaret geriliminin sürmesi, Orta Doğu’daki çatışmalar, tedarik koridorlarında zaman zaman meydana gelen blokajlar, navlun fiyatlarındaki oynaklıklar ve enerji piyasalarındaki sert dalgalanmalar ülkeleri kendi tedarik güvenliklerini yeniden gözden geçirmeye itiyor.
Avrupa Birliği kritik ham maddelerde bağımlılığı azaltmak için “Critical Raw Materials Act”i yürürlüğe sokarken, ABD CHIPS Act ile yarı iletkenlerde yerli üretimi stratejik bir hedef hâline getirdi. Japonya, Güney Kore ve Hindistan da benzer şekilde enerji, ilaç, gıda ve elektronik bileşenler başta olmak üzere hassas sektörlerde yerlileşme ve tedarik çeşitlendirme stratejilerini hızlandırmış durumda.
Bu tablo, Türkiye için de yeni bir stratejik okumayı zorunlu kılıyor. Çünkü küresel rekabetin geleceği artık yalnızca ucuz iş gücü veya yatırım teşvikleriyle değil, tedarik zincirlerinin dayanıklılığıyla şekilleniyor.
Türkiye’nin Kırılgan Alanları: Enerji, Ara Malı, Nadir Elementler ve Tarım
Türkiye’nin kritik sektörlerde dışa bağımlılığı, sanayinin performansını ve ekonomik istikrarı doğrudan etkileyen en önemli zorluklardan biri. Özellikle ara malı ithalatı, cari denge üzerinde kalıcı bir baskı oluştururken üretim süreçlerinde tedarik zinciri şoklarına karşı önemli bir kırılganlık yaratıyor.
1. Enerji Bağımlılığı: Tedarik Güvenliğinin En Stratejik Başlığı
Türkiye enerjide son yıllarda önemli adımlar atsa da toplam tüketimin yaklaşık %70’i hâlâ ithalata dayanıyor. Rusya, İran ve Azerbaycan gibi sınırlı sayıda tedarikçiye bağımlılık hem fiyat hem jeopolitik açıdan risk oluşturuyor.
Yenilenebilir enerji yatırımlarının payı artsa da kritik teknolojiler—güneş paneli bileşenleri, rüzgâr türbini parçaları, batarya mineralleri—büyük ölçüde dış kaynaklı.
2. Ara Malı İthalatı: Sanayinin Yapısal Açmazı
Türkiye imalat sanayisinin ihracat potansiyeli yüksek olsa da üretimde kullandığı ara mallarının yaklaşık %70’i ithal. Bu durum:
Kur şoklarının maliyetlere hızla yansımasına,
Enflasyonun yapışkan hâle gelmesine,
Üretim sürekliliğinin dış koşullara bağımlı olmasına neden oluyor.
Yerlileştirme programları hayati önem taşıyor ancak bunlar uzun vadeli planlama, kümelenme politikaları ve teknoloji yatırımlarıyla desteklenmediği sürece kalıcı sonuç vermiyor.
3. Nadir Toprak Elementleri: Sessiz Ama Hayati Tehlike
Savunma sanayiinden elektrikli araçlara, çip üretiminden tıbbi cihazlara kadar kritik teknolojilerin çoğu nadir toprak elementlerine dayanıyor. Dünya rezervlerinin büyük kısmı Çin tarafından kontrol edilirken Türkiye’nin sahip olduğu Eti Maden kaynaklarının yüksek katma değerli ürünlere dönüştürülebilmesi stratejik bir zorunluluk hâline gelmiş durumda.
4. Gıda ve Tarım Ürünleri: Maliyet, İklim ve Verimlilik Riski
İthalata bağımlı yem, gübre ve tohum tedariki hem üretim maliyetlerini hem de gıda fiyatlarını etkiliyor. İklim krizi nedeniyle tarımsal üretimdeki oynaklığın artması gıda arz güvenliğini daha kritik bir konu hâline getiriyor.
Ulusal Tedarik Güvenliği Stratejisinin Temel Taşları
Türkiye’nin tedarik güvenliği açısından güçlü ve bütüncül bir çerçeve oluşturması için beş stratejik eksene odaklanması gerekiyor.
1. Kritik Ürün ve Sektör Envanteri: Stratejik Haritalandırma
Her şeyden önce ülkenin hangi ürünlerde, hangi sektörlerde ve ne ölçüde kırılgan olduğu bilimsel bir envanterle ortaya konmalı.
Enerji ekipmanları, medikal cihazlar, savunma bileşenleri, yazılım altyapıları, tarımsal girdiler ve kimyasallar gibi yüzlerce kalemin risk derecesi, tedarik ağı bağımlılığı ve alternatif tedarik kanalları detaylı biçimde analiz edilmeli.
2. Çok Kaynaklı Tedarik Modeli: “Tek Ülkeye Bağımlılık” Kırılganlığı
Türkiye’nin özellikle enerji, ilaç, ara malı ve yüksek teknoloji bileşenlerinde tek veya sınırlı sayıda tedarikçiye bağımlılığı azaltması gerekiyor.
Bölgesel iş birlikleri, Körfez ülkeleri, Türk Devletleri Teşkilatı ülkeleri, Afrika pazarı ve Latin Amerika gibi yeni tedarik kanalları oluşturularak risk dağıtılabilir.
3. Yerlileştirme ve Sanayi Ekosistemi Güçlendirme
Yerlileştirme yalnızca “Türkiye’de üretim” anlamına gelmiyor; teknoloji geliştirme, Ar-GE, tasarım kapasitesi, yan sanayi güçlendirilmesi ve nitelikli işgücü yetiştirilmesi gibi aşamalarla bütüncül bir sanayi ekosistemi kurulması anlamına geliyor.
Bu kapsamda:
Stratejik ürün listesi açıklanmalı,
Yerli üretim projeleri uzun vadeli alım garantileriyle desteklenmeli,
OSB’lerde kritik sektör kümelenmeleri yaratılmalı,
Kamu alımları stratejik sektörleri teşvik edecek biçimde yeniden düzenlenmeli.
4. Dijital ve Akıllı Tedarik Zinciri Yönetimi
Tedarik güvenliği yalnızca fiziksel üretim değil, aynı zamanda dijital takip gerektiriyor.
Blok zincir, yapay zekâ tahmin algoritmaları, gerçek zamanlı stok yönetim sistemleri ile kamu ve özel sektör tedarik zincirlerini görünür ve kontrol edilebilir hâle getirebilir.
5. Ulusal Stratejik Rezerv Mekanizması
Enerji, tarımsal ürünler, savunma bileşenleri, nadir elementler, ilaç ve tıbbi sarf malzemelerinde “stratejik stok yönetimi” yapılması; risk dönemlerinde fiyat istikrarına ve arz sürekliliğine kritik katkı sunacaktır.
Ekonomik Etkiler: Dayanıklılık Artacak, Enflasyon Riskleri Azalacak
Ulusal tedarik güvenliği stratejisinin güçlü biçimde uygulanması durumunda ekonomiye kısa ve orta vadede birçok olumlu etkisi olacaktır.
Maliyet şokları azalır: Döviz ve navlun fiyatlarındaki dalgalanmaların üretim maliyetlerine yansıması daha sınırlı olur.
Enflasyonun yapışkanlığı kırılır: Ara malı ve enerji bağımlılığı azaldıkça TÜFE ve ÜFE’deki sert geçişkenlik zayıflar.
İhracat rekabeti güçlenir: Yüksek katma değerli ürün üretimi artar, ithal girdi bağımlılığı azalır.
Yeni yatırım alanları oluşur: Yerlileştirme ve teknoloji yatırımları hem doğrudan hem dolaylı istihdam yaratır.
Kriz anlarında ekonomi daha dirençli olur: Jeopolitik gerilimler, pandemi benzeri küresel şoklar ya da arz daralması dönemlerinde üretim kesintileri asgariye iner.
Sonuç: Türkiye Ekonomisinin Yeni Stratejik Zorunluluğu
Ulusal tedarik güvenliği artık bir tercihten ziyade ekonomik bağımsızlığın, toplumsal refahın ve sürdürülebilir kalkınmanın zorunlu bir bileşeni hâline gelmiştir. Türkiye’nin küresel ekonomide rekabetçi, yenilikçi ve dayanıklı bir konuma sahip olabilmesi için kritik sektörlerde güçlü bir tedarik güvenliği mimarisi kurması şarttır.
Bu strateji yalnızca bugünün risklerini yönetmek için değil; gelecek yirmi yılın ekonomik vizyonunu şekillendirmek için de vazgeçilmezdir. Enerji dönüşümünden dijital teknolojilere, gıdadan savunmaya kadar tüm alanlarda atılacak adımlar Türkiye’yi dış şoklara karşı koruyacak, üretim kapasitesini güçlendirecek ve sürdürülebilir büyümenin temelini oluşturacaktır.
Küresel belirsizliklerin arttığı bir dönemde en kritik soru şudur: Türkiye, tedarik zincirlerinin geleceğini planlayan ülkeler arasında yer alacak mı, yoksa dış kaynaklı risklerin etkisini azaltmakta geç mi kalacak?
Bu sorunun cevabı, bugün kurulacak tedarik güvenliği stratejisinde saklıdır.
KRİTİK SEKTÖRLERDE ULUSAL TEDARİK GÜVENLİĞİ
Zafer Özcivan
Yorumlar
Trend Haberler
Antalya’da motosikletli kuryeler için bir ilk: Kurye bekleme noktası açıldı
Antalya Büyükşehir Belediyesi'ne yeni dalga operasyon!
Antalya Semt Pazarcılar Odası Başkanı İsmail Öz seçildi
Antalya Şoförler Odası’nda Mehmet Ali Alkan güven tazeledi
Kepez’de 20 yıllık imar sorunu çözüldü
Şehit ailesi tartışması sonrası otobüs şoförüne silahlı saldırı... ‘Ruh Adam’ Sedat Peker mi?