Bir ülkede ekonomi büyüyor olabilir. Maaşlar artıyor olabilir. Kişi başına düşen gelir yükseliyor olabilir. Resmî veriler olumlu bir tablo gösterebilir. Fakat sokaktaki vatandaşa mikrofon uzatıldığında çok farklı cümleler duyabiliriz: “Eskiden daha rahat geçiniyorduk”, “Kazancım arttı ama cebimde para kalmıyor”, “Rakamlar iyi olabilir ama ben iyi hissetmiyorum.”
İşte tam da burada iki önemli kavram ortaya çıkıyor: istatistiksel refah ve hissedilen refah.
Bu iki kavram bazen birbirine yaklaşır, bazen de birbirinden kilometrelerce uzaklaşır. Ekonominin en ilginç taraflarından biri de budur. Çünkü ekonomi yalnızca tabloların, yüzdelerin ve grafiklerin dünyası değildir. Aynı zamanda insanların mutfaktaki hesabının, pazardaki fiyatların ve günlük yaşamın da dünyasıdır.
İstatistiksel refah nedir?
İstatistiksel refah, ekonomistlerin ve kurumların ölçtüğü refah düzeyidir. Bu ölçüm yapılırken bazı veriler kullanılır:
- Kişi başına düşen milli gelir
- Ortalama ücretler
- Ekonomik büyüme oranı
- İstihdam verileri
- Tüketim miktarı
- Gelir düzeyi
Örneğin bir ülkede kişi başına gelir 15 bin dolardan 18 bin dolara çıkmış olabilir. Ortalama maaşlar artmış olabilir. İşsizlik oranı düşmüş olabilir. Bu durumda istatistiksel olarak refah artmıştır.
Kâğıt üzerindeki tablo şunu söyler:
“İnsanların ekonomik durumu iyileşiyor.”
Ancak burada önemli bir ayrıntı vardır: Ortalama her zaman gerçeğin tamamını anlatmaz.
Bir odada on kişi olduğunu düşünelim. Dokuz kişinin cebinde 100 lira olsun. Bir kişinin cebinde ise 1 milyon lira bulunsun.
Ortalama hesaplandığında herkes oldukça varlıklı görünür.
Ama gerçek hayatta dokuz kişi hâlâ zor durumda olabilir.
İşte istatistiklerin bazen gizlediği nokta budur.
Peki hissedilen refah nedir?
Hissedilen refah ise insanların kendi hayatlarına bakarak yaptığı değerlendirmedir.
Bu daha çok şu sorularla ilgilidir:
“Geçen yıla göre daha rahat mıyım?”
“Market alışverişi beni zorluyor mu?”
“Çocuğumun ihtiyaçlarını karşılayabiliyor muyum?”
“Gelecek konusunda kendimi güvende hissediyor muyum?”
Bir kişinin maaşı yüzde 30 artabilir. Ama aynı dönemde kiralar yüzde 60, gıda fiyatları yüzde 50 artmışsa kişi kendisini daha fakir hissedebilir.
Kağıt üzerinde gelir yükselmiştir.
Ama kişinin hissettiği refah düşmüştür.
Çünkü insanlar hayatı ortalamalarla yaşamaz. İnsanlar marketteki fiyatlarla, kira ödemeleriyle ve günlük masraflarla yaşar.
Neden insanlar bazen “Ekonomi büyüyor ama ben hissetmiyorum” diyor?
Bu sorunun birkaç nedeni vardır.
Gelir dağılımı bozulabilir
Ekonomik büyüme herkese eşit dağılmayabilir.
Ülke genelinde gelir artarken bu artışın büyük kısmı belirli kesimlerde toplanabilir. Böyle durumda istatistikler olumlu görünür ama geniş toplum kesimleri aynı iyileşmeyi hissetmeyebilir.
Bir pasta büyümüş olabilir.
Ama dilimler aynı büyüklükte dağıtılmamış olabilir.
Enflasyon etkisi
İnsanların günlük yaşamında fiyatlar çok büyük rol oynar.
Özellikle:
- Ekmek
- Süt
- Et
- Kira
- Ulaşım
- Elektrik ve doğalgaz
Bu harcamalar hızlı yükseldiğinde insanlar gelir artışını yeterince hissedemez.
Çünkü vatandaşın zihni maaşından önce market fişine bakar.
Gelecek kaygısı
Bir kişinin bugünkü geliri iyi olabilir.
Ama yarın işini kaybetme korkusu taşıyorsa veya ekonomik belirsizlik hissediyorsa kendisini refah içinde hissetmeyebilir.
İnsanlar yalnızca bugünü yaşamaz.
Yarını da düşünür.
Karşılaştırma duygusu
İnsan psikolojisi karşılaştırma yapmayı sever.
Bir kişi kendi gelirini geçmişiyle ya da çevresiyle karşılaştırır.
Eskiden yılda bir kez tatile gidiyorsa ve artık gidemiyorsa, maaşı artmış olsa bile kendisini daha kötü hissedebilir.
Çünkü refah yalnızca para değildir.
Beklentiler de refahın önemli parçasıdır.
Rakamlar mı doğru, insanlar mı?
Aslında ikisi de doğru olabilir.
İstatistikler ekonominin genel yönünü gösterir.
Hissedilen refah ise ekonominin insanların hayatına nasıl yansıdığını gösterir.
Bir doktorun hastanın tahlil sonuçlarına bakmasıyla hastanın “Ben kendimi iyi hissetmiyorum” demesi gibi düşünmek mümkündür.
Tahlil sonuçları iyi çıkabilir.
Ama hasta kendisini iyi hissetmeyebilir.
Doktorun doğru teşhis koyabilmesi için ikisini birlikte değerlendirmesi gerekir.
Ekonomide de durum benzerdir.
Sadece büyüme rakamlarına bakmak yeterli değildir.
Sokaktaki insanın hayatına da bakmak gerekir.
Son söz
Ekonomik başarı yalnızca rakamların yükselmesi değildir. Gerçek başarı insanların hayatındaki rahatlamanın hissedilmesidir.
Bir ülkede büyüme olabilir, gelir artabilir, istatistikler iyileşebilir. Ama vatandaş pazardan dönerken poşeti küçülüyorsa, ay sonunu düşünüyorsa ve geleceği konusunda kaygı duyuyorsa hissedilen refah ile istatistiksel refah arasında bir mesafe oluşur.
Ekonominin asıl hedefi yalnızca tabloları güzelleştirmek değil, insanların yaşamını da iyileştirmek olmalıdır.
Çünkü vatandaş için en önemli ekonomik veri, çoğu zaman kendi cebindeki ve mutfağındaki tablodur.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar