Bugün “siyasetçi geçinenler” ve “siyaseti çok iyi bildiğini zannedenler”le biraz “fikir jimnastiği” yapalım istiyorum..

En azından, “geçinenler ve zannedenler” bir bakış açısı daha kazanmış olur..

SİYASETİN UFAK-TEFEK TAŞLARI

Zaman zaman söylüyorum..

Bizim “Türk tipi” siyasetçilerimiz ve siyaseti bildiğini zannedenlerimiz siyaseti, “tüküreceğin yüze gülümsemektir” diye tarif ederler..

Tamam, ruhunda biraz bu da vardır, ama tabii ki “siyaset”in tarifi bu değildir..

Bir başka tanıma göre de siyaset, “yönetme sanatı”dır..

Bu da tek başına bir yeterli bir tarif sayılmaz..

Kimilerine göre ise siyaset, “yalancılıktır, sahtekarlıktır” vesaire..

Haydi, “siyasetin içinde buna da yer var elbet” diyelim..

Ama..

Aslolan, “demokratik siyaset”tir..

Yani; “hizmete dönük rekabet”tir..

“İNANDIRICI OLMAK” ÖNEMLİ

İşte bizim ülkemizde siyasete, “hizmete dönük rekabet” olarak bakılmadığı için, “sorunlar yumağı” içinde çırpınıyoruz..

Demokrasinin en temel unsuru nedir?

“İletişim”..

Ülkeyi yöneten seçilmişler de, yönetmeye talip olan muhalif siyasetçiler de ülkenin ve ülke insanının sorunlarına karşı “akılcı-inandırıcı” fikirler geliştirecekler..

Yeri geldiğinde bunları paylaşacaklar..

Sorunlara karşı önerdikleri çözümleri kitlelere inandırıcı biçimde anlatacaklar..

Ve destek buldukları oranda da, “demokrasi” sağlıklı gelişecek..

Bunu kotarmanın en önemli ayağı da, “farklı görüşteki insanların ve partilerin iletişim kurabilmeleri”dir..

Peki, biz bunu yapabiliyor muyuz?

Elbette hayır..

Özellikle terörle mücadele yüzünden ülke sorunları doğru-dürüst ele alınıp, bunların çözümlerine dönük öneriler pek tartışılmıyor..

(Ya da birileri tartışılmamasını sağlıyor..)

Demokratik siyasetin hizmete dönük rekabet olduğu unutuluyor ve “kamplaşma-kavgacı üslup” sanki sorunlara çözüm üretecek yöntemmiş zannediliyor..

Vatandaşa da sadece bu yolda “algı operasyonları” yapılarak, başka şeyler düşünmesi engelleniyor..

Maalesef, “siyasetteki manzaramız” işte bu..

EKONOMİDE KRİZ BEKLENTİSİ

Böyle bir “siyasi manzara”nın ekonomiye etkisini de konuşalım biraz..

“Küresel dalgalanmalar”dan etkilenmemiz kaçınılmaz..

Bununla birlikte ülkemizi etkisi altına alan “yerel ve bölgesel gelişmeler” de var..

Siyasetçilerimiz de “iletişim”i boş vermiş durumda..

İşte bütün bunlar “ekonomimizi” ciddi bir dönüm noktasına getirmiş durumda..

Değişik alanlarda faaliyet gösteren girişimcilerle konuştuğunuz zaman, “bir krizin endişesi ve hatta bunalımı” içinde bulunduklarını hissedebiliyorsunuz..

Tekstilden inşaata, iç-dış müteahhitlikten turizme ve diğer alanlara yansıyan bir ciddi “talep düşüşü” var..

Bankacılar her ne kadar “Türk ekonomisinin yapısal sağlığı korunuyor” deseler de,  neredeyse kimse yarınını pek göremiyor..

İşte “krizlerin püf noktası” da burası..

Ekonominin uzmanlarına göre; ekonomik krizlerin yüzde 90 sebebi “psikolojik”..

Yarınlar için endişe duyan insan “para harcamıyor” veya “harcamayı minimumda tutuyor”..

Yapması gereken alışverişleri iyice kısıyor..

Alacaklı alacağını alamıyor, borçlu vereceğini vermiyor..

Böylece “para sirkülasyonu” azalıyor..

Ve böylece “ekonomik krizler” ortaya çıkıveriyor..

TOPLUM RAHATLATILMALI

Bu tür kriz tehlikesinden uzaklaşabilmek için, bu ülkenin siyasetçileri, “siyasi polemikler”le vakit geçirmeyecekler..

Yönetenler de, yönetmeye aday olanlar da, “her şeyi açıkça-akıllıca-somut verilerle” topluma anlatarak “yarınların nasıl olacağını” ortaya koyacaklar..

Böylece toplumun ruh hali biraz rahatlayacak..

Ve “krizler” başlamadan önü alınmış olacak..

Umarım siyaseti, “kavga ve gerginlik mesleği” olarak görenlerin sayısı azalır..

Umarım..