Anadolu Selçuklu Hükümdarı II. Mesud’un öldüğü 1308 yılından sonra Hamîdoğulları Türklmenleri’nin beyi Feleküddin Dündar Bey, önce Gölhisar ve Korkuteli’ni, daha sonra da Antalya ve çevresini ele geçirerek Hamîdoğulları Beyliği’nin sınırlarını belirledi. Dündar Bey, Antalya’nın idaresini kardeşi Yunus Bey’e Teke Beyliği’ni kurdu. Yunus Bey’in oğlu Hızır Bey’de Korkuteli’nde beylik yaptı. Yunus Bey’in ölümünden sonra yerine Mahmud Bey, Mahmud Bey’den sonrası da lakabı Sinânüddin olan kardeşi Hızır Bey geçti. Hızır Bey’in ardından Dadı Bey Antalya hâkimi oldu. Dadı Bey’den sonra da Antalya ve Korkuteli emirliğini Mahmud Bey’in ‘Kacuk’ (Küçük) sıfatı ile tanınan oğlu Emîr Mübârizüddin Mehmed Bey devraldı.
Latin vakâyinâmelerinde Taca, Tacca, Taca Emîri, İl Turco, Turco şeklinde zikredilen Mehmed Bey, Karamanoğlu Alâaddin Bey’le birlikte Kıbrıs Krallığı’na karşı mücadeleye başladı. Kıbrıs Kralı I. Pierre de Lusignan’ın güçlü bir donanmayla Antalya Emirliği üzerine saldırı hazırlığında bulunduğunu haber alan Mehmed Bey elçiler yollayarak barış teklifinde bulundu ise de teklifi kabul edilmedi. 24 Ağustos 1361 Salı günü Antalya’ya saldıran I. Pierre Antalya şehrini ele geçirince Mehmed Bey Korkuteli’ne geri çekildi. Kıbrıs askerleri Antalya’yı yağmaladılar ve çocuk, genç, yaşlı demeden Müslüman halkı kılıçtan geçirerek katliam yaptılar. Mehmed Bey, Alâiye Emîri Hüsâmeddin Mahmud Bey ve Eğridir Emiri Hüsâmeddin İlyas Bey’in yardımı ile Antalya’yı kurtarmak için savaştı ise de başaramadı. Mehmed Bey, Türkmen emirleriyle ittifak yapıp Antalya’yı kuşatma ve abluka altına aldı ve 13 Nisan 1362’de sekiz kalyon ve 45.000 kişilik ordusuyla Antalya önüne geldi. Şiddetli geçen çarpışmalar neticesi, I. Pierre 24 Ekim 1362’de Avrupa’ya giderek Hristiyan devletlerin yardımını istedi. Mübârizüddin Mehmed Bey, sahil Türkmen emirlerinin yardımlarıyla toplanan on iki kalyonluk bir deniz kuvvetinin başında 1363 yılında Kıbrıs sahillerine saldırı düzenlemeye başladı ve Kıbrıs’ın kuzeybatısındaki Pentaglia’ya çıktı. Karpas ve Girne yöresini ele geçirerek birçok şehri yağmaladı, çok sayıda esir ve ganimet alıp geri dönüşe başladı. Kıbrıs kralının nâibi Francis Spinola, Türk filosunu takip edince yapılan deniz muharebesinde Kıbrıs donanması üstün geldi. Mehmed Bey, Suriye’nin Trablusşam Limanı’na sığındı. Sekiz kadırgadan meydana gelen Kıbrıs donanması Anadolu sahillerine yönelerek Anamur Kalesi’ni zaptetti.
17 Ocak 1369 tarihinde I. Pierre öldürüldü, yerine küçük yaştaki oğlu II. Pierre geçmesiyle başlayan karışıklıklardan yararlanan Mehmed Bey, Manavgat ve Alanya emirlerinden yardım alarak Ağustos 1370’de Antalya’yı kuşattı, lakin ele geçiremedi. Antalya’yı geri almaktan asla vazgeçmeyen ve aradan geçen zaman içerisinde toparlanan ve Türmen emirlerinden yardım alan Mehmed Bey, 14 Mayıs 1373’te Antalya’yı kuşattı. Mehmed Bey, deniz tarafından Antalya limanına gemilerin girişine engel olarak konulan kalın bir zinciri kırmayı başararak Antalya’yı geri almayı başardı. Zinciri kırıp Antalya’yı geri alan Mübârizüddin Mehmed Bey, bu hadiseden sonra ‘Zincirkıran’, ‘Zincirşîken’, ‘Zincirbozan’ ünvanlarıyla anılmaya başladı. Mehmed Bey, Antalya’yı geri aldıktan sonra ilk iş olarak Kıbrıslılar tarafından kiliseye çevirilen Alaaddin Camii’ni (Yivli Minare Camii) tamir ettirerek eski haline getirdi. Yivli Minare Camii’nde 774/1373 tarihli söz konusu tamir kitabesi cami giriş kapısı üzerinde günümüzde de durmaktadır. Antalya’yı 12 yıl sonra 14 Mayıs 1373 tarihinde geri alan Sutânu’s-Sevâhil Emir Mübârizeddin Mehmet Bey, kale sur ve burçlarını tamir ettirmiş, Yivli Minare Camii ve Külliyesi’nde yapmış olduğu imar çalışmaları sırasında Külliye alanında yer alan Atabek Armağanşah Medresesi karşısına Selçuklu Sarayını (Hükümet Konağı) inşa ettirmiş ve aynı tarihlerde açılışını yapmıştır. (Necmi Atik, Antalya Kitabı 6 - Antalya'da Tarih, Dil, Kültür ve Edebiyat, Palet Yayınları, Konya, Aralık 2025, syf. 131-133)
Antalya’da 6 yüzyıl Mevlevihane olarak hizmet veren yapı, 779/1377 yılında Mübarizüddin Mehmed Bey tarafından Mevlevihane’ye çevrilmiştir. Antalya Müzesi envanteri mezar taşlarında Mevlevihane, ‘Zincirkıran Dergâhı’ ve ‘Zincirşîken Dergâhı’ diye geçmektedir. Mevlevîhâne’nin XVIII. asırda Tekeli Mehmed Paşa tarafından dergâha tahvil edildiği rivâyetinde birbirine çok yakın olan “Tekeoğlu Mehmed Bey” yerine “Tekeli Mehmed Paşa” ifadesi hatâen karıştırılmıştır. Antalya’yı fethettikten sonra Yivli Minare Camisini ve Mevlevîhâne’yi tamir eden Tekeoğlu Mübârizeddin Mehmed Bey, Yivli Minare Camisi’ne koydurduğu gibi, benzer ebatlardaki bir kitabeyi de Mevlevîhâne’nin giriş kapısı üzerine koydurduğu, kapı üzerinde nişleri günümüzde dahi belli olan kitabeye bütün gayretimize rağmen ulaşılamamıştır.
Yivli Minare Camii’nin kuzeybatısında yer alan Zincirkıran Türbesi, 1377 yılında Zincirkıran Mübârizeddin Mehmed Bey tarafından, Şaban 779/ Aralık 1377 yılında vefat eden oğlu Emirzâde Ali Bey için yaptırılmış, 1378 yılında kendisi de vefat edince aynı türbeye defnedilmiştir. Türbede yer alan üçüncü sanduka ise Mevlevî Şeyhi Mustafa Dede Efendi’ye aittir. Mehmed Bey’in Antalya’yı geri alırken kırdığı zincir, türbe kapısının üzerinde yer alan taş oyma halkaya bir hatıra ve hatırlatma olarak konulmuş, lakin yakın dönemde zincir yerinden alınarak, bulunmayı bekleyen diğer tarihi kayıpların arasına karışmıştır.
Zincirkıran Türbesi, kenar uzunluğu 8,50 mt olan kare bir subasman üzerinde tek kubbeli olup, sekizgen planlıdır. Türbe, Selçuklu kümbetleri üslûbunda, pramidal taç bir külahla örtülmüş olup, tamamen kesme taştan mükemmel bir işçilikle inşa edilmiş ve günümüze sağlam bir şekilde ulaşmıştır. Türbede, dikdörtgen forumlu, demir parmaklıklı yedi pencerenin üst kısımlarında negatif ve pozitif işlenmiş bitkisel motifler bulunmaktadır.
Zemini dörtgen tuğlalarla kaplı olan yapı, inşa edildiği dönemde, sanduka üzerleri tamamen Selçuklu çinisi ile bezenmiş, lâkin Selçuklu çinilerinden günümüze ulaşan herhangi bir örnek kalmamıştır. Ayrıca türbe içi pencere alınlıklarında yer alan yedi kitabeden dördü de kayıptır.