İlimizde yetişen Yeğen Mehmed Paşa’nın şahsiyeti ve Osmanlı Devleti’ne yaptığı hizmetler şimdiye kadar ciddi bir tetkik mevzusu olmamıştır. Doğup büyüdüğü, çocukluk yaşlarını geçirdiği yer olan Akseki’de bugün devlete intikal etmiş olan kütüphanesi de bulunmasa bu mühim şahsiyetin adı halk tarafından pek çabuk unutulacaktı.
Yeğen Mehmed Paşa hakkında en mücmel/ayrıntılı mâlumata ‘Antalya Livası Tarihi’ adlı eserde tesadüf ediyoruz. Bunda da Paşanın Antalyalı olduğu yazılıdır. Üstat Bay Fikri’nin eserinde Paşanın hayat ve memuriyetlerine ait mâlumat bazı tarihlerde verilen bilgilere tezat teşkil etmektedir.
Kâmûsü’l-a’lâm’ın Yeğen Mehmed Paşa hakkında verdiği mâlumat ise derli toplu birkaç satırdan ibarettir. Bazı tezkire ve tarihlerdeki mâlumatı da bir tarafa bırakırsak hemen hemen Cevdet Tarihi’ni, Paşanın hayatını en iyi tespit eden bir eser olarak almak ve mütalaa etmek doğru olur. Vâkıa Yeğen Mehmed Paşa’nın sadrazam bulunduğu devrin vâkânüvisi Enverî Efendi ile Kâni Efendi’nin de Paşaya ait notları mevcut ise de bunların hiçbirisi merhumun hayatını Cevdet Tarihi kadar aydınlatmamaktadır. Hususi ile iki Osmanlı âlimi de Paşanın gazabına uğramışlardır. Onun için bu notların tam tarihî hakikat olacağından şüphe etmek de hata sayılmaz. Nitekim, Kânî’nin Yeğen Paşa’ya yazdığı mektupların birisinde bu mutaalayı teyit eden cümleler bile vardır.
1139/1726 senesinde doğan Yeğen Mehmed Paşa, Akseki’nin Hacı İlyas Mahallesi’nden Hacı Yusuf adlı kimsenin oğludur. Devlet memurlarından Kel Yusuf’un yeğeni bulunduğu için Bâbıâli muhitince kendisine ‘Yeğen’ lakabı verilmiştir. Paşanın doğduğu yıllarda memleketi olan Akseki, Alâiye/Alanya Sancağı’na merbut/bağlı bir nahiye olduğu için bazı müverrihlerimiz/tarihçilerimiz onun Antalyalı veya Alanyalı olduğunu sanmışlardır. Hatta tetkikatımıza esas olarak aldığımız Cevdet Tarihi’de paşanın Nevâhi-i Alâiye de doğduğunu yazmaktadır. İki yüz seneden beri birçok tadiller ve tamirler gören ve bugün hâlen oturulmaya kabiliyeti bulunan paşanın evinin, adı geçen mahallede bulunduğunu ilave edersek hakikati daha iyi aydınlatmış oluruz.
1155/1742 tarihinde Yeğen Mehmed Paşa, Akseki’den ayrılarak Belgrad’a gitmiş, bir müddet sonra Sergengeçti Ağası olmuştur. Orada ‘Kabak Kelle’ adlı bir sergerde ile sözbirliği ederek Alâiye Sancağı semtine gelmiş, burada zuhura getirdikleri bir kargaşalığa müteakip devletin takibinden korkarak İstanbul’a dönmüştür. Bâbıâli, bu kargaşada paşayı medhaldar/müdahalede bulunan gördüğü için elli bin kuruş caize mukabilinde kendisini affetmiş, İsakçı Köprüsü/Bulgaristan muhafızlığına tayin etmiştir.
Kul Kethüdalığı/Yeniçeri Ocağı’nın yüksek rütbesi ile 1186/1772 de Yeniçeri Ocağı’na dahil olan paşa ocakta çok çabuk yükselmiş, iki ay sonra ‘Ağa Paşa’ ünvanını almıştır. Sadârete getirilmeden önce de Silistre’de, Varna’da devlet hizmetlerinde bulunmuştur.
1196/1782 senesinde Birinci Abdülhamid’in padişahlığı zamanında Yeğen Mehmed Paşa sadaret makamına getirilmiştir. Selefi bulunan Mehmed İzzet Paşa rehavet sahibi, fena insanlara mütemayil bir devlet adamı olduğu için hükümetin icraatında doğru, hâkim, şuurlu bir elin lüzumu âşikâr ve o zamanki vezirler arasında bu hasletleri ile göze çarpan yegane adamın Yeğen Mehmed Paşa olmasından kendisinin sadarete getirilmesine karar verilmiştir. Tetkikatımıza göre bu getiriliş şöyle olmuştur:
1196/1782 senesi Ramazan’ın ilk günlerinde Yeğen Mehmed Paşa, Manastır Valisi bulunuyordu. Kendisine sadaretin tevcih edildiğini bildiren ferman saraydan Kuşçu Mehmed Ağa eliyle gönderildi. Mehmed Ağa 1196/1782 senesi Ramazan’ın ikinci günü İstanbul’dan hareket etti. Altı gün sonra Manastır’a erişti, keyfiyeti paşaya tebliğ etti. Paşa, kendi adamlarından altı kişiyi beraberine alarak Ramazan’ın on altıncı günü İstanbul’a geldi. Eyüp civarında kendisini bekleyen bir saray mensubu ile görüştükten sonra sandala atlayarak, padişahın bulunduğu Beşiktaş sarayına geldi. Birinci Abdülhamid ile konuştu. Vakit ikindi ve Ramazan olduğu için hemen Bâbıâli’ye avdet etti. Merasim iftardan sonra yapıldı. Paşa ertesi günden itibaren devletin mesuliyetini omuzlarına aldı.
Hemen icraat başladı. Devletin yüksek mâliye ve Bâbıâli memurları arasında değişiklikler yaptı, hatta bunlar arasında vakânüvis Enverî Efendi de bulunuyordu. Sadarette kaldığı 4 ay 9 gün zarfında bunlardan maada/başka, Belgrad, Mora, Girit, Halep, Kars, Edirne vali ve kumandanlarında da azil ve nasıplar/tayinler yaptı. Kendisine tembel, itaatsiz ve mürtekiplere karşı öteden beri mevcut olan antipati bunlara sebep olarak gösterilebilir.