‘Antalya’lı veya Antalya’daki Meşhurlar’ başlığı ile 22 haftadır yayınladığımız yazı dizimize Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’a haddini aşan saldırıya ve itibar suikastına reddiye için ara veriyoruz.
Bildiğiniz üzere Serdar Tuncer’in programına konuk olan Ekrem Buğra Ekinci, II.Abdülhamid Han’ın Hal Fetvası ile alakalı ‘Elmalılı haysiyetli olsa o fetvayı yazmazdı… Elmalılı’nın yükselmesi ondandır, Cumhuriyet döneminde de itibar görmüştür, bundan dolayı ona tefsir yazdırılmıştır… diğerleri hep darağacına çekilirken onun gibiler hep itibar görmüştür…biraz modernist zihniyetli idi…milletvekili emellerine kapıldı…burada ben ahlâkî bir değerlendirme yapıyorum…’ gibi kendinden menkul değerlendirmelerle manipülasyon yapıp hedef saptırarak edep sınırlarını aşan konuşma yapmıştı. Bu yazı dizimizde konuyu kaynaklar üzerinden olduğu gibi dikkatlerinize arz edeceğiz.
17. yüzyıldan sonra gelişmesi ve ilerlemesi duraklayan ve Batılı Devletlerin baskılarına maruz kalan Osmanlı Devleti’ne çareler arayan padişahlar idari ve mâli yapıda değişiklik öngören çalışmalara başladılar. III. Selim’in katledilmesi sonrası tahta çıkan yeğeni II. Mahmud hukuk, yönetim ve sosyal alanda modernleşme dönemini başlatan, padişahın yetkilerini kanun gücüyle sınırlandığı anayasal bir belge olan Tanzimat Fermanı’nı hazırlatmaya başladı. 1 Temmuz 1839’da tahta çıkan Sultan Abdülmecid, dört ay sonra 3 Kasım 1839’da Tanzimat Fermanı’nı/Gülhane Hatt-ı Hümayunu ilan etti.
18 Şubat 1856 tarihinde ilan edilen Islahat Fermanı ile gayri müslimlere devlet memuru olabilme, il genel meclislerine seçilme, mal mülk edinme, şirket kurma, banka açma gibi geniş haklar verildi ve gayr-i müslimlerden alınan cizye ve haraç kaldırıldı. Hatta gayri müslimlere bedelli askerlik hakkı verilerek Müslümanlardan daha fazla haklar tanındı.
Dindarlığı, sanatkârlığı, zeki ve cömertliği ile tanınan ve sevilenSultan Abdülaziz 25 Haziran 1861 tarihinde tahta çıktı. Jöntürkler hareketi içinde yer alan ve Meşrûtiyet sevdalısı olan Midhat Paşa ve Hüseyin Avni Paşa, Meşrutiyet bir tarafa Tanzimata dahi mesafeli olan Sultan Abdülaziz’e istediklerini yaptıramayacaklarını anlayınca V. Murat ve Şeyhülislam Hayrullah Efendi ile de anlaşarak darbe yaptılar. Sultan Abdülaziz’in şuurunun bozuk/deli olduğunu, siyasi işlerden anlamadığını, müsrif bir insan olup din işlerini ihlal ettiğini içeren Şeyhulislam Hayrullah Efendi’nin fetva metni şöyle idi:
“Emirü’l-müminîn olan Zeyd muhtelü’ş-şuûr ve umûr-ı siyasiyyedenbî-behre olup emvâl-i miriyyeyi mülk ü milletin tâkat ve tahammül edemeyeceği mertebe masârıf-ı nefsâniyyesine sarf ve umûr-ı diniyye ve dünyeviyyeyi ihlâl ve teşvîş ve mülk ü milleti tahrîbidübbekâsı mülk ü millet hakkında muzır olsa hal’i lâzım olur mu beyân buyurula. el-cevâb: Allahu Teala Alem OLUR.” Ketebehû’lfakîr Hasan Hayrullah ufiye ‘anh.
Sultan Abdülaziz, Feriye Sarayı’na taşındı ve sultan burada Jöntürkler tarafından 4 Haziran 1876’da bilekleri kesilerek katledildi.
V. Murat sultan olduktan sonra ağır bir bunalım ve psikolojik rahatsızlık yaşayınca, devlet idaresinde zafiyet baş gösterdi. 31 Ağustos 1876’da Şeyhulislam Hayrullah Efendi bir hal fetvası daha yazdı:
‘‘İmâmü’l-müslimîncunûn-i mutbık (sürekli delilik) ile mecnun olmakla imametten maksud fevt olsa ukdesinden akd-i imamet fevt olur mu? Beyan buyurula.
El-cevâb: Allâhua’lem. OLUR. Ketebehu el-fakîr Hasan Hayrullah, ufiyeanh.’’
Midhat Paşa ve arkadaşları, sessiz ve sakin olan ve idare edebileceklerine inandıkları II. Abdülhamid’i, Meşrûtiyet’i ilan etmesi şartıyla 31 Ağustos 1876 tarihinde tahta geçirdiler. II. Abdülhamid Han, İstanbul Tersane Konferansı öncesi 23 Aralık 1876’da Meşrûtiyeti ve Osmanlı’nın ilk yazılı anayasası olan Kânûn-i Esâsî’yi ilan etti, halka seçme ve seçilme hakkı tanındı ve Meclis-i Umûmi açıldı.
1877-78 yıllarında yaşanan Osmanlı-Rus Savaşı’nda alınan ağır yenilgi ve toprak kayıpları sonrası, meclisin sert eleştirileri ile gerilim artınca II. Abdülhamid, Kânûn-i Esâsî’nin padişaha verdiği ‘meclisi tatil etme/feshetme’ yetkisini kullanarak meclisi süresiz kapattı. Fiili olarak meclis kapatılmış ve sultanın otoritesi artırılmış olsa da resmi olarak devlet idaresi kendisini meşrutiyet olarak tanımlamaya devam etti.
II. Abdülhamid, Sultan Abdülaziz’i tahtan indirerek şehit eden katillerin ortaya çıkarılması için 27 Haziran 1881’de Yıldız Mahkemesi’ni kurdurdu. Midhat Paşa, affedilmeyi umarak mahkeme sırasında Şehzade Murat’ın emriyle Abdülaziz’i öldürdüklerini itiraf etti. Mahkeme sonrası suçlu bulunanların idamına karar verildi. Fahri Bey, Miralay İzzet, Damat Mahmut ve Nuri Paşalar, ŞeyhülislamHayrullah, Mabeynci Seyyit, Binbaşı Necip, Mütercim Rüştü, Midhat Paşa gibi isimler suçlu bulunarak cezalandırıldı. İdama mahkûm edilenler arasında olan Midhat Paşa sonrasında affedilerek Taif’e sürgün edildi ve orada öldü. Şehzade Murat ise ölüm emri veren kişi hasebiyle idama mahkûm edildi, fakat ruh sağlığı oldukça kötü olduğu için affedildi ve kalan ömrünün 28 yılını (1876-1904) II. Abdülhamid Han’ın himayesinde Çırağan Sarayı’nda geçirdi.