Biz meğer nasıl bir şehirde yaşıyormuşuz böyle. Her yerimiz tarım arazisi. Kendi oturduğumuz ev iyi. Başkası ev yapacaksa kötü. Bu da ikiyüzlülüğün bir çeşidi. Düşünüyorum da yakında bizi sürüp Beydağlarına gönderirler mi acaba? Gerçi orası da orman arazisi. Ormanlar talan olmasın. En iyisi biz Anadolu’nun bozkırlarına çekilelim. Ya da en iyisi Orta Asya’ya. Yeter ki tarım alanlarımıza bir şey olmasın.
Bu günlerde gündemimizde önemli bir yatırım var. Batı Çevre Yolu. Bu yolun yapılmasını tüm Antalya istiyor. Başta Konyaaltı’nda oturan vatandaşlarımız. Ağır vasıtalardan muzdaripler. Yaz aylarında şöyle bir balkon keyfi yapamıyorlar. Gürültüden uyuyamıyorlar. Cam pencere açamıyorlar.
Konyaaltı’nın değerli başkanı Muhittin Böcek her fırsatta dile getiriyor. Halkının çektiği sıkıntıları anlatıyor. 18 uygulamasıyla hızlıca çözüp bu işi bitirelim diyor. Fakat bir grup ne diyor? İlla ki kamulaştırılsın.
Kırcami imara açılsın deniyor. Halk istiyor. Bütün Antalya istiyor ama yine karşımıza bir engel çıkıyor: Tarım arazisi. Efendim buralar tarım arazisiymiş. İmar olamazmış.
İncilde bir hikaye vardır. Yahudiler zina etmiş bir kadını bulup getirmişler Hz. İsa’nın karşısına. Demişler ki bu kadını taşlayacağız. Tamam demiş o da. Götürüp gömmüşler toprağa kadını yarı beline kadar. Hz. İsa gelmiş eline bir taş almış ve bir şartla bu kadını öldürmenize izin veririm demiş. “İlk taşı günahsız olan atsın”.
Şimdi ben diyorum ki; her kim 100 metre genişliğinde ve ağır taşıtların kullanacağı, etrafa egzoz gazlarını salacağı o yolun kenarında yetişen inciri, zeytini çocuğuna yedirebilecekse o kamulaştırma desin. Her kim şehrin tüm kirliliğinin sindiği Kırcami’de yetişen domatesi, salatalığı çocuğuna yedirebilecekse o karşı çıksın imara. Ona saygı duyarım. Hatta helal olsun derim. Ama ben yediremem. O yüzden bu hizmetlerin bir an önce bitmesini istiyorum. Batı Çevre Yolu 18 uygulamasıyla açılsın, Kırcami’ye de imar gelsin. Görüşüm budur.
Hala bir şeyi anlamıyoruz. Tarım arazisi başka bir şey. Tarım yapılabilir arazi başka bir şey. Kentin tüm hava kirliliğinin üzerine çöktüğü, arabalardan çıkan egzoz gazlarının her tarafa yayıldığı bir yerde tarım olmaz. Tarım, havası suyu temiz yerde olur. Orada yetişen ürünleri çoluk çocuğumuza rahatlıkla yedirebiliriz.
Kırcami’ye, Batı Çevre Yolu’na yapılacak planlar adam gibi olsun. Yeterli park alanları, yeşil alanlar, sosyal donatı alanları olsun. Yollar geniş tutulsun. Az katlı binalar olsun. Tüm bunlara kimsenin bir itirazı yok zaten. Ama böylesi tarım yapılamaz tarım arazilerimiz varken neden kamulaştırma uğruna trilyonları çar çur edelim. Bunu anlayamıyorum.
O yüzden bırakalım artık bu tarım arazisi safsatasını. Antalya’nın merkezinde tarım yapılabilecek arazi yok. Bunu kabul edelim. Dünya’nın hangi gelişmiş kentinin göbeğinde domates yetiştiriliyor? Bunu iyi düşünelim. Kentimizin faydasına olacak adımları bir an önce atalım. Ve geleceğe bakalım.
Antalya
Güncel
Asayiş
İlçeler
Kültür-
Trend Haberler
Samsun 20. Vezirköprü Belediyesi Kunduz Yağlı Güreşleri’ni kim kazandı?
Antalya'da elektrik kesintileri: 9 Ağustos
Antalya'da elektrik kesintileri: 8 Ağustos
Kepez’de kuryeler kontak kapattı: ‘Bu saldırı hepimize yapıldı’
Bakan Gürlek: ‘Adli süreçteki çocuk’ kavramı hukuk sistemimize kazandırıldı
Gazipaşa Devlet Hastanesi’nde 'Çalışan Memnuniyeti Toplantısı'