Antalya, dünyada gerçekten bir “marka”..
Her yıl sayısı giderek artan bir “turist” akışı ile Türkiye’nin “turizm başkenti”..
Tarihi ve kültürel değerleri ile bütün dünyada en dikkat çeken “bölge”..
Ama..
Bu Antalya..
Aynı zamanda “perişan-berbat-çirkin” bir şehir..
Hangi sokağına, hangi cadde ve bulvarına girseniz, her türlü pisliği-kirliliği-düzensizliği görüyorsunuz..
Bugün bunu sizlere kelimelerle değil, (her biri bin kelimeye bedel) fotoğraflarla gösteriyoruz..
Ve..
Bu görüntülerin, bu pisliğin ve çirkinliğin tek suçlusu “belediyeler”dir..

Hani “filler tepişir, olan çimlere olur” şeklinde bir benzetmemiz vardır ya..
O misal..
Başkanların kişisel ya da siyasi çekişmeleri yüzünden..
Antalya “alması gereken hizmeti” gerektiği gibi alamıyor maalesef..
Siz bakmayın “park yaptık, cadde güzelleştirdik, asfaltlama rekoru kırdık” gibi göstermelik açılışlara..
Gidin o parklara..
Gezin o güzelleşen(!) caddeleri..
Görün yapılan asfaltlamaları..
Hepsi dökülüyor..
Hepsi düzensiz..
Hepsi kalitesiz..
Hepsi çirkin..

Kanıt mı istiyorsunuz?
Bakın bugün 1. sayfamızdan verdiğimiz fotoğraflara..
Merkezden, ilçelerin hepsinden çektiğimiz görüntülere dikkatlice bakın..
Bir köyde bile zor rastlanan manzaraları göreceksiniz..
Kaldırımlar semt pazarı gibi..
Esnaf, yolu babasının malıymış gibi taşlarla, sandıklarla işgal edip, kendisine yer ayırmış..
Görüntü çirkinmiş, umurunda bile değil..
Onlar yapıyor, belediyeler de seyrediyor..

Ya o park eden araçlara ne demeli?
Bu kentte turist mi var, engelli mi var, hasta mı var, kimse umursamıyor..
Kaldırımları işgal ettikleri yetmiyor, park eden aracın yanına park ederek hem o aracı kilitliyor, hem de trafiği..
Bu ne rahatlık böyle yahu?
Bunun düzenini sağlamak..
Bu araçlar için “park yeri” üretmek yine belediyelerin görevi..
Geçen yıl 42 bin araç girmiş Antalya trafiğine..
Bir önceki yıl da 26 bin..
Bu kadar araç için üretilmiş bir tane otopark bile yok..
Bu durumda, araç sahiplerine de kızamıyorsunuz..
Arabayı alıp cebine koyacak hali yok elbette..
Park edeceği yer istiyor..
Ama..
Araç kullananların da, gidecekleri yerin önünde park etme saplantısından kurtulması gerekiyor..
Uzak bile olsa, müsait bir yere, araç ve yaya trafiğini engellemeyecek şekilde, ikinci sıra oluşturmadan, park eden aracı da kilitlemeden park etmeyi bilecek artık..

Ve asfaltlama işleri..
Bana “düzgün” bir tek cadde, bulvar, sokak gösteremezsiniz..
Her yağmur yağdığında gölcükler oluşuyor..
Hemen hepsi “yamalı bohça” gibi..
Rögar kapakları ya düşük ya yüksek..
Çoğu yer bozuk satıh..
Niye?
Belediyeler işlerini gerektiği yapmıyorlar da ondan..

Bütün bunları bir araya getirdiğinizde..
İşte o en başta söylediğim, “perişan-berbat-çirkin” bir Antalya çıkıyor karşımıza..
Ve..
Bütün bu görüntülerin sorumlusu olan başkanlarımız, “kaldırım belediyeciliği yapıyorlar” diyene de (kentin manzarası bu kadar vahim durumda iken) bozuluyorlar..
Sonra?
Esnaf, “turist kent içine gelmiyor” diye ağlıyor..
Başkanlara da, esnafa da, vatandaşa da soruyorum..
Cadde ve sokakları böylesine çirkin-düzensiz-pislik içinde olan bir kente siz olsanız gider misiniz?