Antalya turizmi gerçekten ‘atın çağını’ mı yaşıyor, yoksa rakamların gölgesinde bir kârlılık krizi mi saklı? Sektörün 36 yıllık deneyimli ismi, Sherwood Exclusive Lara Hotel Genel Müdürü Serdar Çavuşoğlu ile turizmin bugününe, yarınına ve kronikleşen sorunlarına dair derinlemesine bir röportaj gerçekleştirdik. Yaklaşık bir buçuk yıldır mevcut grupta genel müdürlük görevini yürüten Çavuşoğlu, “36 senedir bu sektörün içerisindeyim. Çeşitli kademelerde ve tesislerde yöneticilik yaptım. Şu an Antalya turizminin en dinamik bölgelerinden biri olan Lara’da bu görevi sürdürüyoruz” diyerek tecrübesinin altını çizdi. Çavuşoğlu, 36 yıllık mesleki birikimiyle Antalya turizminin hem parlayan yıldızını hem de halı altına süpürülen krizlerini tüm detaylarıyla gazetemize anlattı. İşte rekorlardan personel krizine, her şey dahil sisteminden ulaşım sorunlarına kadar turizmin gerçek gündemi.

* Öncelikle okurlarımız için kendinizi tanıtır mısınız? Kaç yıldır bu sektördesiniz ve şu anki göreviniz nedir?

** Memnuniyetle. Ben Serdar Çavuşoğlu. Yaklaşık bir buçuk senedir bu grupta görev yapıyorum ve şu an bulunduğumuz tesisin genel müdürlüğünü yürütüyorum. Sektörel geçmişime bakacak olursak, tam 36 senedir bu işin içerisindeyim. Çeşitli kademelerde ve farklı tesislerde yöneticilik yaptım. Kısacası ömrünü bu sektöre ve Antalya’ya adamış bir turizmciyim.

* Antalya turizmi için sık sık ‘altın çağını yaşıyor’ deniliyor. Sizce rakamlar gerçeği yansıtıyor mu, yoksa arka planda gizlenen bir ‘kırgınlık’ mı var?

** Bu, aslında üzerine çok uzun uzadıya konuşulabilecek bir konu. Sayısal verilere, yani kişi sayısına baktığınızda evet; sektör durmadan büyüyen ve gelişen bir grafik çiziyor. Ancak maliyet-kâr dengesi açısından baktığınızda ciddi bir kırgınlık, satış fiyatları noktasında ise bir gerileme olduğunu söyleyebiliriz. Sayısal bir gelişim olsa da bölgedeki savaşlar ve siyasi koşullar bizi endişeye sevk ediyor. Rezervasyon akışında son günlerde bir ivmelenme gözlemliyoruz ama bu hareketliliğin bizi maddi olarak ne kadar mutlu edeceği konusunda ciddi soru işaretleri var. Artan maliyetler bizi derin düşüncelere sevk ediyor. Yine de turizmcinin en büyük dayanağı umuttur; biz de bu umuda tutunuyoruz.

* Doluluk oranları oldukça yüksek görünüyor. Peki, kârlılık da aynı seviyede mi?

Sektör aslında göründüğünden daha mı zor durumda?

** Dolulukla ilgili çok büyük bir sıkıntı yaşayacağımızı düşünmüyorum. Ancak kârlılık olarak önceki yılları çok arayacağımız bir yıla giriyoruz. Hem küresel nedenler hem de ekonomik koşullar otelleri ciddi bir darboğaza sokuyor. Karlılıklarımızın her geçen yıl düştüğü bir dönemden geçiyoruz. Sektörün bu temel problemleri artık ciddi anlamda masaya yatırması gerekiyor.

*Sektörün sürdürülebilirliği için neler yapılmalı?

** Bu sektörün sürdürülebilirliği ülkemiz adına çok kıymetli. Bunu sağlayabilmemiz için turizmle ilgili bir milli politika oluşturmamız gerektiğine inanıyorum. Bazı kriterler tüm tesisler için devlet kontrolünde olmalı. Konu şahıslara veya kurumlara bağımlılıktan çıkarılmalı ve uzun vadeli projeksiyonlarla ele alınmalı. Antalya’da turizm üzerinden geçimini sağlayan çok sayıda yan sektör var; turizmdeki bir risk herkesi etkiler. Bu yüzden kısa, orta ve uzun vadeli planlarımızı bir milli politika haline getirmeliyiz.

MUAZZAM BİR HİZMET VERİYORUZ

* Türkiye’nin artık pahalı bir destinasyon olduğu söyleniyor. Turist neden Mısır veya Yunanistan yerine Antalya’ya gelsin?

** Evet, rakiplerimizle kıyaslandığında böyle bir algı oluştu. Ancak bir ürünün maliyeti, satış fiyatını belirler. Bizim kalitemizi ve sunduğumuz hizmeti rakiplerimizle kıyasladığınızda, aslında pahalı olmaktan ziyade sunduğumuz ürünün kalitesinin çok daha yüksek olduğunu anlatmamız gerekiyor. Yurt dışında bir otel sadece oda-kahvaltı hizmetini bizimle aynı fiyata satarken, biz burada her şey dahil sistemle muazzam bir hizmet veriyoruz. Bu algıyı kırmak için sunduğumuz kaliteyi ve hizmet çeşitliliğini ön plana çıkaran tanıtımlar yapmalıyız.

* Şu an küresel bir krizin içerisindeyiz. Mevcut doluluklar ve turist profili ne durumda?

** Şu an nisan ayını yüzde 90 dolulukla kapattık, mayıs ayı için de şimdiden yüzde 75’leri yakaladık. Dolulukla ilgili bir sorunumuz yok. Ana pazarımızı İngiliz, Alman ve Ruslar oluşturuyor. Yüzde 90 doluluk seviyesi, insanların ülkemizle ilgili bir güvenlik sorunu yaşamadığını gösteriyor. Yaşadığımız krizin kalıcı olmayacağını ve önümüzdeki aylara pozitif yansıyacağını düşünüyorum. Biz umutla yaşayan bir sektörüz, biraz daha pozitif yaklaşmamız gerekiyor.

* Daha çok turist mi, yoksa daha nitelikli turist mi? Antalya hangisine odaklanmalı?

** Bu yıllardır sorulan ama cevabı zor bir soru. Aslında her ikisine de ihtiyacımız var. 90’lı yıllardan bugüne yatak kapasitemizi inanılmaz artırdık. Ben bunu bir piramite benzetirim; en üstte bir taş vardır ama aşağıya doğru taş sayısı artar. Bu kadar yatak kapasitesini doldurmak için sayıya (puantiye) ihtiyacımız var. Ancak sadece buna odaklanırsak kaliteyi kaçırırız. Otellerimizi ve hizmetlerimizi çeşitlendirmeliyiz. Turizmi sadece deniz-kum-güneş üçgeninden çıkarıp, bu coğrafyanın medeniyet birikimini de işin içine katarak farklı boyutlara taşımalıyız.

TURİSTİN ÖNÜNDEKİ EN BÜYÜK ENGEL: ULAŞIM

* Turistlerin tesisten dışarı çıkmamasını neye bağlıyorsunuz?

** Buradaki en büyük engel ulaşım. Bir misafir şehir merkezine gitmek istediğinde ya özel transfer ya da taksi kullanmak zorunda. Ulaşımı çeşitlendirip kolaylaştırmazsanız, insanlar neden dışarı çıksın? Benim bir hayalim var; deniz ulaşımı. Belek’ten çıkan bir misafir, falezleri izleyerek deniz yoluyla Kemer’e kadar gidebilmeli. Bu kolaylığı sağlarsak şehri daha iyi tanıtabiliriz.

* Biraz da turizmde çalışanların durumunu konuşalım…

** Personel sorunu gizlenemez bir gerçek. Sektörün çok dalgalanması ve turizmi 12 aya yayamamış olmamız, çalışanların geleceğe dair umudunu kırdı. Ayrıca ekonomik koşullar nedeniyle lojman ihtiyacı katlanarak arttı. Daha da önemlisi, eğitim kurumlarının durumu. Turizm okullarından gelen gençlerin ne kadar az donatıldığını gördükçe üzülüyorum. Milli Eğitim müfredatının ve eğitmenlerin bu işe daha profesyonel ve gönülden yaklaşması gerekiyor.

ARTIK BÜYÜME DEĞİL, KORUMA ZAMANI

* Antalya turizmi doğru yönde mi büyüyor? 10 yıl sonrasını nasıl görüyorsunuz?

** Sektör çok hızlı büyüdü. Bence Antalya artık kapasite doygunluğuna ulaştı. Yatırımların bir noktada durması ve mevcudu korumaya odaklanmamız gerektiğine inanıyorum. Kontrollü büyüme her zaman daha sağlıklıdır. Eğer hatalarımızdan ders çıkarıp standartlarımızı oturtursak, bu şehir bu sektörü 50 yıl daha taşır. Çünkü Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi; “Hiç şüphesiz ki Antalya dünyanın en güzel yeridir.”

Kurtarmak isterken öldürebilirsiniz!
Kurtarmak isterken öldürebilirsiniz!
İçeriği Görüntüle

* Son olarak çalışanlara ve Antalya halkına bir mesajınız var mı?

** Ben doğma büyüme Antalyalıyım ve bu memlekete aşık bir insanım. Biz her zaman en iyisini yaptık, yine yaparız. Antalya bu konuda bayrağı kimseye kaptırmayacaktır. Var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz.

Muhabir: RÖPORTAJ: Esra ALTUNKES