Antalya?da bir Cumhuriyet Savcısı var. Kimi adını bilir, kimi bilmez. Çünkü; Yaptığı işlerden dolayı adının gündeme gelmesini istemez, yada gelmesi gereksizdir. Ancak onun 15 yıldır altına imza attığı soruşturma dosyaları, açtığı davaları sadece Antalyalılar değil, Türkiye bilir. Aynı zamanda basın savcısı da olduğundan, Antalya medyası da onu yakından tanır.
 Son dönemin en önemli operasyonları olan Kasırga, Parsel, Kantar, Ahtapot ve daha nicesinin altında onun imzası vardır. Antalya Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlar Müdürlüğü ekipleri ile birlikte yıllardır müthiş bir çalışma sistemi kurup, suç ve suçlulara göz açtırmayan bir yapısı vardır.
 O Cumhuriyet Savcısı, Yusuf Hakkı Doğan?dır.
 Bu kadar önemli soruşturmalar yapan bir Cumhuriyet Savcısı?nın, her açıdan taciz edilmesi de kaçınılmazdır. Suç örgütleri, arkasına kimi zaman siyasetçileri de alan suçlular, onun yaptığı soruşturmaları engellemek için her yolu denemiştir. Bu benim fikrimdir. Ne ondan, nede çevresinden böyle bir bilgi almadım. Ancak yürüttüğü soruşturmalara bakınca, kimi zaman bu tür sıkıntılar yaşadığını anlamak için müneccim olmaya da gerek yoktur.
 Dün bu değerli savcı ile ilgili gazetemizde bir haber vardı. Başlığı, ?Savcıya tuzak?tı. Haberi okuyunca, ?Vay anasını!..? dedim. Haberi olmayanlar için meseleyi özetleyeyim, sanırım sizler de aynısını söyleyeceksiniz.
 Antalya medyasının yıllardır tanıdığı ve ?Suç varsa, babasının oğlunu tanımaz? diye söz ettiği Yusuf Hakkı Doğan?a, bir çete akıl almaz bir tuzak kurmaya karar veriyor. Amaç; Bu tuzakla başarılı olunabilirse, şantaj yapmak.
 Dolandırıcılıkta Sülün Osman ile Selçuk Parsadan?ı bile gölgede bıraktığı ifade edilen Fehmi Töre isimli kişinin lideri olduğu çete, savcı beyin 82 yaşındaki babasını ?yem? olarak kullanmayı planladı. Plana göre, çete önce savcının hesap numarasını öğrenecek, bunu bir not kağıdına yazıp, kameralı gözlük takan çete üyesi bir kadının baba Doğan?a vermesini sağlayacaktı. Kadın kağıdı babaya verebilmek için, ?Amca şu kağıdı, karşıda bekleyen kavgalı olduğum kocama verir misin?? diyecekti. Çok büyük bir ihtimalle yardım teklifini geri çevirmeyecek olan baba, kağıdı diğer çete üyesine götürünce, planın ilk aşaması tamamlanmış olacaktı.
 Bu aşamadan sonra da kemara ile kayıt başlayacaktı. Buna göre; Baba elindeki not kağıdını çete üyesine verecek, çete üyesi o kağıt da yazılı hesap numarasına bankadan 30 bin lira yatıracaktı. Böylece sanki baba aracılığı ile savcıya rüşvet verilmiş gibi görüntüler elde edilecekti.
 Gördünüz mü planı?
 Şeytanın aklına gelmez değil mi?
 Gelmez ama insanların aklına geliyor.
 Çete o görüntüleri ne yapacaktı?
 Büyük bir ihtimalle savcının karşısına çıkıp, ?Bak bizde bu görüntüler var. Seni bu görüntülerle yakarız. Bize yardımcı ol? diyeceklerdi. Yada kuyruk acıları olduğu için ?intikam? alma amacıyla kullanacaklardı.
 Vay anasını!..
 Cesarete bak!.. Şeytanlığa bak!..
 Bu tuzak tutmadı. Çünkü; Çetenin bu tuzağı gerçekleştirmek için ihtiyaç duyduğu parayı istediği kişi, ihbarda bulundu. Cezaevinde yattığı öğrenilen bu kişinin ihbarı ile tuzağı öğrenen savcı, soluğu Başsavcı?nın yanında aldı. Tüm bankalara yazı yazılıp, Yusuf Hakkı Doğan adına para yatırmak isteyen kişiler konusunda uyarıda bulunuldu.
 Bu kadar plan yapan çetenin, ?Güneşin balçıkla sıvanamayacağı?nı bilmesi gerekmez mi? Yıllarını çetelerle mücadeleye adamış bir Cumhuriyet Savcısı, bunu yer mi?