1 Mayıs 1977 günü İşçi Bayramı’nı kutlamak üzere çeşitli illerden İstanbul’a giden yaklaşık 500 bin kişi Taksim Meydanı’nı doldurur. Provokatörlerin çıkardığı olaylar nedeniyle 34 kişi yaşamını yitirir, yüzden fazla kişi de yaralanır. İşte bu nedenle Taksim Meydanı’nın Türk sol hareketi için ayrı bir yeri var.
Geçtiğimiz yıl Taksim Meydanı 35 yıl aradan sonra emekçilere açıldı. Yüzbinlerin akın ettiği Taksim’de hiçbir tatsız olay yaşanmadı. Birlik, beraberlik ve kardeşlik sloganları atıldı. Yaşanan tablo bizi gelecek için umutlandırmıştı. Korkularımız ve önyargılarımızdan büyük ölçüde kurtulmuştuk.
Son yıllarda yasaklanmadan kutlanan Nevruz Bayramı’nın da olaysız geçtiğini görüyoruz. Bu da bize yasakların çözüm olmadığını gösteriyor.
1 Mayıs yaklaşırken Taksim Meydanı üzerinden tartışmalar yeniden alevlendi. İstanbul Valisi, “Taksim’e izin vermeyiz” derken, işçe temsilcileri “Taksim’de olacağız” diyor. Yani karşılıklı restleşme var. Haliyle toplum geriliyor.
Olayların çıkmaması ve bayramın bayram tadında kutlanması için çok basit bir yol var; o da valiliğin getirmek istediği yasaktan vazgeçmesi.

+++++++++++++++++

Bir daha düşünün
Türkiye’de 30 yıldır süren kirli bir savaş var. Bu savaşta binlerce insanımız hayatını kaybetti, binlercesi sakat kaldı, binlerce anne-baba evladını yitirdi, binlerce çocuk babasız kaldı, binlerce kadın yiğidini toprağa verdi.
Yukarıda dile getirdiğim acı dolu yıllar 3 aydır yaşanmıyor. Kimse ölmüyor, öldürmüyor. Anne ve babaların kaygıları yok oluyor. Çocuklar geleceğin hayallerini koruyor. Kadınlar kocalarını kapıda karşılıyor. Türkiye’ye resmen bahar geldi. Bahar havasının esmesi ise barış süreciyle start aldı. Hatırlanacağı gibi süreç örgütün ateşkes ilan etmesiyle başladı. Ardından rehin tutulan kamu görevlileri serbest bırakıldı. Önceki gün ise Türkiye’den çekilme kararı alındı.
Merak ettiğim tüm bu olumlu adımların atılması gerçekten kötü mü? Sürece karşı çıkanların bu soruyu yanıtlamadan önce bir kaz daha düşünmelerini istiyorum.