2025 yılı sona yaklaşırken küresel ekonominin nabzı hem finansal piyasalardaki dalgalanma hem de reel sektördeki kırılganlıklarla hızlandı. Türkiye ekonomisi ise bu büyük resmin içinde kendi özgün dinamikleri, riskleri ve fırsatlarıyla ilerliyor. Kasım ayı itibarıyla fiyatlama davranışlarında normalleşmenin hızlandığı, iç talepte yavaşlamanın belirginleştiği ve para politikasının etkilerinin daha görünür hale geldiği bir döneme girildi. Bu ayın ekonomik panoraması, özellikle enflasyon görünümü, iç talep dinamikleri, kur ve finansal piyasalar, sektörel üretim eğilimleri ve politik beklentiler etrafında şekilleniyor.
Enflasyonda Zorunlu Yumuşama: Küçük Adımlarla İlerleyen Normalleşme
Kasım ayında açıklanan fiyat göstergeleri, yılın büyük bölümünde belirleyici olan maliyet kaynaklı baskıların yavaşlamaya başladığına işaret ediyor. Enerji fiyatlarındaki yatay seyir, küresel gıda fiyatlarında gözlenen sınırlı toparlanma ve iç talepteki sakinleşme, aylık enflasyonu bir miktar dizginledi. Ancak Türkiye’nin kronik enflasyon probleminde yapısal dönüşümler henüz yolun başında.
Merkez Bankası’nın sıkı para politikası duruşunu koruması, kredi koşullarını belirgin şekilde daraltırken fiyatlama davranışlarında “aşağı yönlü uyum” un hız kazandığı görülüyor. Piyasa katılımcıları, özellikle 2026’nın ilk yarısına ilişkin beklenti kanalı üzerinden daha kontrollü fiyat artışları öngörmeye başladı. Ancak hizmet enflasyonunda katılık sürüyor; bu kalemdeki direnç hâlâ risk oluşturuyor.
Kasım ayı enflasyonunun, yıllık görünümde zirveden uzaklaşma eğilimini teyit ettiği bir dönem olduğu söylenebilir. Bu durum, politika yapıcıların 2026 için daha güçlü bir dezenflasyon patikası oluşturma şansını artırıyor.
İç Talepte Dengelenme: Tüketici Güveni Yavaş Yavaş Toparlanıyor
2025’in ilk üç çeyreğinde tüketim yönlü büyümenin baskın olduğu ekonomik yapı, yılın son çeyreğinde yerini belirgin bir yavaşlamaya bıraktı. Kasım ayında açıklanan kart harcamaları, perakende satış göstergeleri ve tüketici güven endeksi, iç talebin artık daha kontrollü bir bantta ilerlediğini gösteriyor.
Hane halkı davranışlarında rasyonelleşme eğilimi öne çıkıyor:
Harcamaların zorunlu kalemlere doğru kaydığı,
Ertelenebilir tüketimin ötelendiği,
Tasarruf eğiliminin ise temkinli de olsa arttığı görülüyor.
Bu eğilim, enflasyonla mücadele açısından destekleyici olsa da reel sektör için kısa vadede satış ve üretim temposunda yavaşlamaya neden oluyor. Özellikle dayanıklı tüketim ve konut yatırımlarında Kasım ayında bariz bir durgunluk söz konusu.
Kur ve Finansal Piyasalarda Sükûnet Arayışı
Kasım ayında döviz kurlarında görece yatay bir görünüm hakimdi. Rezerv birikimindeki kademeli iyileşme, Türkiye’nin risk primindeki sınırlı gerileme ve küresel dolar endeksindeki yataylaşma, piyasadaki oynaklığı azalttı.
Tahvil piyasasında ise kısa vadeli faizler yüksek seyrini korurken uzun vadeli faizlerde aşağı yönlü bir beklenti inşası gözleniyor. Yabancı yatırımcı katılımı düşük düzeyde seyretse de portföy akımlarındaki denge, finansal istikrar açısından pozitif bir işaret verdi.
Kasım ayı piyasalar açısından “fırtınasız ama dikkatli” bir dönem olarak kayda geçti. Yıl bitmeden küresel merkez bankalarının politika iletişimleri, özellikle de FED’in adım boyu, bu sükûneti bozabilecek önemli faktörler arasında.
Reel Sektörde Üretim ve Yatırım: Çelişkili Bir Tablo
Sanayi üretimi cephesinde Kasım ayı verileri karmaşık bir görünüm sundu. Bazı alt sektörlerde talep yönlü yavaşlama belirginleşirken, ihracata çalışan sektörlerde göreli bir direnç görüldü.
Öne çıkan eğilimler:
Otomotiv ve makine-teçhizat gibi dış talebe duyarlı sektörlerde üretim performansı korunuyor.
Tekstil ve hazır giyim tarafında yurt içi talep daralması baskı yaratmaya devam ediyor.
İnşaat malzemelerinde hem iç talep hem de küresel talep kaynaklı baskılar arttı.
Yatırım iştahı ise hâlâ düşük seviyede. Kredi maliyetlerinin yüksekliği ve firmaların 2026’ya temkinli yaklaşması nedeniyle sabit sermaye yatırımları Kasım ayında zayıf kaldı. Bu eğilim, potansiyel büyüme açısından risk barındıran bir alan.
İstihdam ve Gelir Görünümü: Yavaş Kayan Bir Denge
İşgücü piyasasında yıl boyunca görülen güçlü istihdam artışı Kasım ayında ivme kaybetti. İş arayan nüfustaki artış ve özellikle hizmet sektöründeki yavaşlama, işsizlik oranı üzerinde yukarı yönlü bir baskı yarattı. Gelir tarafında ise ücretlilerin satın alma gücünde bir miktar toparlanma olsa da enflasyonun seviyesi hâlâ gelirler üzerinde baskı oluşturuyor.
2026 yılı için belirlenecek yeni asgari ücret düzeyi hem tüketim eğilimi hem de enflasyon beklentileri açısından kritik bir parametre olacak.
Küresel Arka Plan: Rüzgâr Ne Yönden Esecek?
Kasım ayı dünya ekonomisinin de kritik bir dönemeçte olduğunu gösterdi. ABD’de enflasyonun kontrollü seyri faiz indirimlerini yeniden gündeme taşırken, Avrupa ekonomisi durgunluk sınırında ilerlemeye devam ediyor. Çin ise büyümeyi desteklemek adına ek teşvik paketleri hazırlığında.
Bu küresel tablo, Türkiye gibi dış ticarete duyarlı ekonomiler için hem fırsatlar hem riskler barındırıyor. İhracatın toparlanması adına olumlu sinyaller bulunsa da enerji fiyatlarında olası şoklar ve jeopolitik gerilimler, risk setini genişletiyor.
Sonuç: Kasım Ayı Denge Arayışı ile Kapanıyor
2025 Kasım ayı ekonomisi, yüksek enflasyonla mücadele edilen bir ortamda dengelenmenin belirginleştiği bir dönem olarak öne çıkıyor. İç talepteki yavaşlama, fiyat istikrarı açısından faydalı olsa da büyüme dinamikleri üzerinde baskı oluşturuyor. Finansal piyasalarda sükûnet korunurken, reel sektör temkinli seyrini sürdürüyor.
Türkiye ekonomisi yılın son ayına girerken zorunlu bir yavaşlama, ihtiyatlı bir politika çerçevesi ve kademeli bir iyileşme umuduyla yol alıyor. 2026’nın nasıl şekilleneceği ise öncelikle dezenflasyon başarısının ve küresel rüzgârların yönüne bağlı olacak.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar
[email protected]