Avrupa Birliği Komisyonu, “Avrupa Ekonomik Öngörüsü 2025 Sonbahar” raporunda Türkiye ekonomisine ilişkin dikkat çekici projeksiyonlar sundu. Rapora göre Türkiye, sıkı para politikasına rağmen güçlü iç talep dinamikleriyle 2025 ve 2026’da yüzde 3,4, 2027’de ise yüzde 4 büyüme kaydetmeye hazırlanıyor. Ancak büyümenin yanında gözler enflasyonda; fiyat baskılarının kademeli şekilde azalma süreci devam ederken, Komisyon 2027’de bile tüketici fiyatlarının yüzde 17,7 seviyesine ancak gerileyeceğini öngörüyor.
Bu tablo, bir yandan ekonominin “dayanıklılığına” yönelik güçlü bir mesaj içerirken, diğer yandan yapısal sorunlara, mali ve parasal sıkılaşmanın uzun soluklu gerekliliğine işaret ediyor. Türkiye açısından asıl soru şu: Büyüme hızının korunması, fiyat istikrarına zarar vermeden sürdürülebilecek mi?
İç talep motoru hâlâ çalışıyor: Tüketim ve yatırımlar pozitif ayrışıyor
Raporda vurgulanan ilk başlık, yüksek faiz ortamına rağmen iç talebin sönümlenmemiş olması. Hane halkı tüketimi ilk yarıda yıllık bazda yüzde 5,1 artarken, yatırımlar yüzde 8,8’lik güçlü bir büyüme kaydetti. Bu tablo, 2024’ün ikinci çeyreğindeki yüzde 4,8’lik büyümeyi destekleyen temel dinamiği açıklıyor.
Komisyonun değerlendirmesi, tüketici davranışlarındaki dönüşüme dair önemli bir mesaj barındırıyor: Türk hane halkının enflasyonist ortamda harcamalarını öne çekmesi, altın ve gayrimenkul gibi varlıklarla servet koruma refleksi geniş makro veriler üzerinden de teyit ediliyor. Raporda yüksek altın fiyatlarının tüketimi destekleyen “servet etkisi” yaratmaya devam ettiği özellikle belirtiliyor.
Bu unsurlar Türkiye’nin 2025–2026 döneminde yüzde 3,4 büyüme performansını sürdürmesini mümkün kılıyor. 2027’deki yüzde 4’lük tahmini büyüme ise ekonomide para politikasındaki normalleşmenin, yatırım eğiliminin ve dış talep koşullarının katkısı ile ilişkilendiriliyor.
Enflasyon: Uzun soluklu iniş süreci
Rapora göre Türkiye’nin temel kırılganlığı hâlâ enflasyon. AB Komisyonu; gıda fiyat şokları, hizmet sektöründeki katılık, altın fiyatlarındaki artış ve yüksek beklentiler nedeniyle enflasyonun sadece para politikası ile değil, yapısal reformlarla da mücadele edilmesi gereken uzun vadeli bir sorun olduğunun altını çiziyor.
Tahmin edilen enflasyon patikası:
2024: %35,4
2025: %24,8
2027: %17,7
Bu projeksiyon, Türkiye’nin hedeflediği tek haneli enflasyon vizyonunun orta vadede hâlâ uzağında olduğuna işaret ediyor. Buna karşın, enflasyondaki gerilemenin “yavaş ama kararlı tahmini”, ekonomi yönetimine olan güven ve sıkılaştırma politikalarının kabul edildiği anlamına da geliyor.
Burada kritik unsur beklentilerin yönetimi. Eğer mevcut sıkı duruş seçim dönemi baskıları veya dışsal şoklar nedeniyle gevşerse, bu patikanın çok daha üstünde bir enflasyon baskısı yeniden ortaya çıkabilir.
Maliye politikası: Deprem harcamaları hariç sıkılaştırma dönemi
AB Komisyonu, Türkiye’nin bütçe açığının GSYH’nin yüzde 3’ü civarında kalacağı görüşünde. Deprem harcamaları hariç tutulduğunda mali disiplinin güçlendiğine dikkat çeken rapor, bu mali pozisyonun para politikasının işini kolaylaştırabileceğini belirtiyor.
Ortodoks politikalara dönüş görüntüsünün korunması, uluslararası finansman koşulları açısından kritik. AB Komisyonu’nun övgüyle bahsettiği “son dönemde uygulanan sağlam politikalar” ifadesi bu nedenle yalnızca içeride değil, dışarıda da beklentilerin yükseldiğini gösteriyor.
İşgücü piyasası: Yavaş ama istikrarlı iyileşme
Rapora göre 2025–2027 döneminde işsizlik oranı yüzde 8,6 seviyesinde yatay seyredecek. Bu durum, büyümenin istihdama dönüşmesinin sınırlı ancak devam ettiğine işaret ediyor. Yüksek kadın istihdamı, istihdam teşvikleri ve kayıt dışılıktaki azalma gibi yapısal politikalar, bu yatay seyrin aşağı yönlü kırılmasını sağlayabilecek alanlar olarak öne çıkıyor.
Kırılganlıklar yönetildi ama riskler bitmiş değil
AB Komisyonu’nun “belirsizliklerin nispeten yönetildiği” vurgusu hem jeopolitik hem de politika temelli belirsizliklere rağmen Türkiye’nin ekonomik kırılganlıklarını kontrol altında tuttuğu anlamına geliyor. Özellikle finansal piyasalarda yaşanan dalgalanmaların nispeten hızlı şekilde dengelemesi, para politikasının kredibilitesinin kısmen güçlendiğini gösteriyor.
Bu olumlu çerçeveye rağmen riskler hâlâ masada:
Jeopolitik gerilimler ve enerji fiyatları
Sermaye girişlerinde kırılganlık
İç politika dopingi dönemlerinde para politikasının esnetilme riski
Gıda fiyatlarında yapısal dalgalanma
Hizmet enflasyonunun yapışkan karakteri
Türkiye’nin AB bağlamındaki yeri: Büyüme güçlü, fiyat istikrarı kırılgan
Bu rapor, Türkiye’nin AB içindeki konumunu da dolaylı olarak ortaya koyuyor. AB ekonomisinin 2025’te yalnızca yüzde 1,4, 2027’de yüzde 1,7 büyümesinin öngörüldüğü bir dönemde Türkiye’nin yüzde 3,4–4 bandındaki büyümesi dikkat çekici bir pozitif ayrışma.
Ancak fark burada: AB ülkeleri düşük enflasyon-yavaş büyüme çemberinde sıkışmışken, Türkiye hızla büyürken yüksek enflasyon zincirinden yeni kurtulmaya başlıyor. İki alanın birleştirildiği, yüksek büyüme — düşük enflasyon dengesinin sağlandığı dönem ise henüz ufukta görünmüyor.
Sonuç: Dirençli ama hassas bir denge dönemi
AB Komisyonu’nun projeksiyonları, Türkiye ekonomisinin yüksek dalgalanma döneminden çıkışa geçtiğini, ancak henüz istikrar bandına kesin olarak oturmadığını gösteriyor. Büyüme potansiyelli, hane halkı ve yatırım iştahı canlı bir ekonomi var. Fakat fiyat istikrarı hâlâ tam olarak sağlanabilmiş değil.
Önümüzdeki yıllar Türkiye için “ısrar testi” olacak. Para-maliye politikası koordinasyonu, bağımsız kurumların güçlendirilmesi ve sürdürülebilir büyüme programlarının eksiksiz uygulanması halinde tablo pozitif yönde şekillenebilir. Aksi durumda, her olumlu makro gösterge kırılgan bir zemine oturmuş kalmaya devam edecek.
Bu nedenle asıl mesele, raporun da işaret ettiği gibi “sadece büyüme değil, istikrarla büyüme” hedefinden sapmamak. Ekonomi politikalarının sadece bugünü değil, geleceği de kurtarması gereken bir dönemdeyiz.