Yazmayayım diyorum..
Ama..
Bu kadar kör, bu kadar yanlı, bu kadar “at gözlükleriyle dünyaya bakan”ları gördükçe dayanamıyorum..
Okuyucularımızın bazılarından söz ediyorum..
Yanlış anlaşılmasın..
“Belden aşağı vurmadıkları” sürece yaptıkları “eleştirilere” hiçbir diyeceğim olamaz..
Nitekim..
Hemen her gün onlarca eleştiri alıyoruz..
Bir gün olsun çıkıp da “bizi niye eleştiriyorsunuz” dedim mi?
Ama..
O at gözlüğü ile dünyaya bakan arkadaşlarımıza da diyorum ki; “bu kadar da kör olmayın yahu..”

Niye bunları yazdığımı merak ettiniz değil mi?
Anlatayım..
Ben Antalya’nın “daha iyi yaşanabilir bir kent” olabilmesi için, bir gazeteci olarak elimden geleni yapıyorum..
Gördüklerinizi de göremediklerinizi de hem haber veriyor hem de yorumluyorum..
Yorumlarken, bu kenti yönetenleri de elbette önce eleştiriyor, sonra onlara “öneri”ler getiriyorum..
Eleştirirken, öneri getirirken hangi partidenmiş, kimmiş diye bakmıyorum..
Bugün Mustafa Akaydın ve onun gibi bu kente karşı sorumlu olanları eleştiriyorum..
Bundan önce de, Menderes Türel ve ekibini eleştiriyordum..
Ondan daha önce de Bekir Kumbul’u ve Hasan Subaşı’yı..
Ama, inanın..
Bu “Akaydın yanlıları” kadar, “kör-sağır ve yanlı” hiç kimseyi görmedim..

Hemen buna birkaç örnek vereyim..
Şu Halkkart olayı..
Büyükşehir yöneticilerinin ve CHP’li meclis üyelerinin hemen hepsi, bu konuda çuvalladıklarını, ağızlarına-yüzlerine bulaştırdıklarını kabul ediyor..
Biz de bunu dile getiriyoruz..


Akaydın yanlıları, yazılarımıza hemen “belden aşağı” vuracak şekilde yorum yapıyorlar..
Kentiçi toplu ulaşım sistemi konusunda yaşanan kaosu partili partisiz herkes eleştiriyor..
Bunu biz dile getirdiğimiz de, yine yorumlarla “saldırıya” uğruyoruz..
Son olay..
Deniz Mahallesi’nde Akaydın’ın söylediği, “borçlanma yetkisi alırsam arenayı ben yaparım” sözleri..
Yazımda, “borçlanarak bunu torunum da yapar” demiştim..
Buna bir “Akaydın yanlısı” hemen “Ali Bey biraz büyüyün artık, her yazıda Türel-Akaydın” diyor..
O yazımın başlığı “Akaydın’da Türel fobisi bitmez”di..
Yorum yapan okuyucu, “her yazınızda Türel’in Hoca’dan daha iyi olduğu vurgusunu yapıyorsunuz, olmuyor” demek istiyor herhalde..

Ben o yazımda Akaydın’ın stad yapımı için 20 milyon lira aldığını ve bu parayı ne yaptığını bile yazmadım..
Sadece..
“Borçlanarak yapılacaksa, bunu torunum Tauna da yapar” dedim..
Niye böyle dedim?
Çünkü.
Hatırlarsanız, 100. Yıl projesi’ni Türel halkın cebinden 5 kuruş çıkmadan gerçekleştirecekti..
Bu, halkın cebine el uzatmadan bir “kaynak” yaratmaktır..
Akaydın da, “borçlanma yetkisi versinler, arenayı yapayım” diyeceğine, bu tür bir kaynak yaratma yolunu seçebilirdi..
Bunun dünya kadar yolu var..
Elbette “kaynak yaratmak” zor, “borçlanmak” kolaydı..
Evet, Türel de birçok konuda borçlanarak hizmet üretti..
Ama, sevgili okuyucum, sapla samanı birbirine karıştırma lütfen, kim hangi konuda borçlanmış iyi izle..
Bu arada, şunu da söyleyeyim..
Türel, Başkanlık yaptığı dönemde en çok eleştiriyi yine benden almıştır..
Ama, eleştirilerden faydalandığını söyleyecek kadar alçak gönüllü biridir..
Ve yapılanlar ortada..
Sen Türel’le Akaydın’ı aynı kefeye koyarsan, Antalya’ya ihanet etmiş olursun, bunu unutma..

Özetle..
Antalya’da bugün bizler yaşıyoruz..
Yarın çocuklarımız ve torunlarımız yaşayacak..
Bu kentin daha iyi yaşanabilir bir kent olabilmesi için herkes elini taşın altına koymalıdır..
Partisine bakmadan, “iyi iş yapanın” arkasında “kötü iş yapanın” karşısında olmalı..
Kendi adıma ben bunu yapıyorum..
Ya siz ey “Akaydın yanlıları”, siz bunu yapabilir misiniz?