Bir ülkenin ekonomik gücünü belirleyen unsurlar arasında eğitim ve istihdam dengesi, çoğu zaman göz ardı edilse de en kritik faktörlerden biridir. İleri teknolojiye sahip sanayilerden hizmet sektörüne kadar geniş bir yelpazede üretim yapılabilmesi, yalnızca sermaye yatırımlarıyla değil, aynı zamanda nitelikli işgücüyle mümkündür. Ancak Türkiye’de ve dünyada hâlâ çözülmeyi bekleyen temel sorunlardan biri, eğitim sistemi ile işgücü piyasası arasındaki uyumsuzluktur.
Eğitim Sistemi ile İşgücü Piyasası Arasında Kopukluk
Türkiye’de her yıl yaklaşık 900 bin üniversite öğrencisi mezun oluyor. Fakat bu mezunların önemli bir kısmı işgücü piyasasında karşılık bulmakta zorlanıyor. Zira verilen eğitim ile piyasanın talep ettiği beceriler arasında ciddi bir farklılık mevcut. Örneğin; gençlerin büyük bölümü sosyal bilimler, işletme veya hukuk gibi alanlardan mezun olurken, sanayi, yazılım, yapay zekâ, enerji teknolojileri gibi sektörlerde ciddi eleman açığı bulunuyor.
Bu tablo, aslında küresel ölçekte de karşımıza çıkıyor. Avrupa Birliği’nin 2024 verilerine göre, kıtanın bilgi teknolojileri sektöründe 600 binden fazla açık pozisyon doldurulamıyor. Türkiye’de de benzer şekilde bilişim alanında iş ilanları artarken, bu alanda mezun sayısı sınırlı kalıyor. Öte yandan, bazı bölümlerden mezun olan gençler ise mezuniyet sonrası uzun süre iş aramak zorunda kalıyor.
Kısacası; gençler iş bulamıyor, işverenler ise aradıkları nitelikli çalışanı bulamıyor. Bu çelişki, ekonomik verimliliği düşüren temel unsurlardan biri haline geliyor.
Genç İşsizliğin Toplumsal ve Ekonomik Etkileri
TÜİK’in 2025 ikinci çeyrek verilerine göre, Türkiye’de genel işsizlik oranı %8,6 iken genç işsizlik oranı %18’in üzerinde. Bu rakam, her beş gençten birinin eğitimini tamamlamasına rağmen iş bulamadığını gösteriyor. Gençlerin uzun süre iş bulamaması ise sadece ekonomik değil, aynı zamanda toplumsal sorunlara da zemin hazırlıyor.
Uzun süreli işsizlik, gelir kaybı, motivasyon düşüklüğü ve beyin göçü gibi sonuçlara yol açıyor. Özellikle nitelikli gençlerin yurt dışında iş arayışına girmesi, Türkiye açısından önemli bir kayıp. OECD verilerine göre, Türkiye’den yurt dışına giden gençlerin büyük bir bölümü mühendislik, tıp ve bilişim gibi stratejik alanlardan mezun kişilerden oluşuyor.
Bir diğer sorun ise “âtıl işgücü” dediğimiz durum. Eğitim almış fakat iş bulamayan gençler, zamanla mesleki bilgi ve becerilerini kaybediyor. Bu durum da ekonomiye katılımı sınırlıyor, sosyal maliyetleri artırıyor.
Mesleki Eğitim ve Yaşam Boyu Öğrenmenin Önemi
Eğitim-istihdam dengesini sağlamanın en etkili yollarından biri, mesleki ve teknik eğitimin güçlendirilmesi. Bugün Almanya, İsviçre ve Hollanda gibi ülkeler, mesleki eğitim sistemlerini sanayi ile entegre ederek genç işsizliğini en düşük seviyelerde tutmayı başarmış durumda. Almanya’daki “çift sistem” modeli, öğrencilerin hem okulda eğitim almasını hem de şirketlerde staj yapmasını sağlıyor. Böylece mezun olduklarında işgücü piyasasına hızlı ve kolay adapte olabiliyorlar.
Türkiye’de ise mesleki eğitime yönelik algı hâlâ düşük. Gençlerin çoğu üniversite diplomasına yönelirken, sanayinin ihtiyacı olan teknik becerilerde büyük açık oluşuyor. Oysa dijital dönüşüm çağında yalnızca akademik bilgi değil, aynı zamanda uygulamalı beceriler de büyük önem taşıyor.
Bunun yanı sıra, sadece gençler değil, mevcut çalışanların da değişen ekonomik koşullara uyum sağlaması gerekiyor. Yapay zekâ, otomasyon ve yeşil enerji dönüşümü, birçok mesleği dönüştürüyor. Bu nedenle, yaşam boyu öğrenme anlayışının yerleşmesi ve çalışanların sürekli eğitimlerle desteklenmesi kritik hale geliyor.
Politikalar ve Çözüm Önerileri
Eğitim-istihdam dengesini sağlamak için bütüncül politikalara ihtiyaç var. İşte öne çıkan bazı çözüm önerileri:
Müfredat Reformu: Üniversite ve meslek liselerinin programları, işgücü piyasasının güncel ihtiyaçlarına göre revize edilmeli.
Sanayi-Üniversite İş birliği: Şirketlerle eğitim kurumları arasındaki iş birlikleri artırılarak öğrencilerin uygulamalı tecrübe kazanması sağlanmalı.
Dijital ve Yeşil Beceri Yatırımları: Yapay zekâ, veri bilimi, yazılım, yenilenebilir enerji gibi geleceğin sektörlerine yönelik eğitim yatırımları artırılmalı.
Kariyer Danışmanlığı: Öğrencilerin eğitim sürecinde doğru alanlara yönlendirilmesi için kariyer danışmanlığı yaygınlaştırılmalı.
Yaşam Boyu Öğrenme Merkezleri: Çalışanların mesleki becerilerini güncelleyebileceği merkezler kurulmalı.
Sonuç: Sürdürülebilir Büyümenin Anahtarı
Eğitim-istihdam dengesinin kurulması, yalnızca bireylerin iş bulma şansı açısından değil, aynı zamanda makroekonomik büyümenin sürdürülebilirliği açısından da hayati önem taşıyor. Bugün dünyanın en rekabetçi ekonomileri, eğitim sistemlerini işgücü piyasasıyla uyumlu hale getiren ülkelerdir.
Türkiye’nin genç nüfus avantajını kaybetmemesi için, eğitim politikalarını ve işgücü planlamasını eş zamanlı yürütmesi gerekiyor. Aksi takdirde, işsiz gençler ve nitelikli eleman arayan işverenler paradoksu, ülkenin ekonomik potansiyelini sınırlamaya devam edecektir.
Kısacası; ekonomik büyüme yalnızca sermaye ve yatırımla değil, nitelikli insan kaynağı ile mümkündür. Eğitim ve istihdam arasındaki denge sağlandığında, Türkiye sadece büyüyen değil, aynı zamanda üreten ve dünyayla rekabet eden bir ekonomi haline gelecektir.
EKONOMİDE EĞİTİM VE İSTİHDAM DENGESİ
Zafer Özcivan
Yorumlar
Trend Haberler

Antalyalı Vali Ekici, Şırnak’ta destan yazıyor: Antalya’nın gururu

Antalya çalkalanıyor... Bu nasıl bir malvarlığı?

Manavgat tarımında sulama için kritik adım

İŞKUR kapısında sessiz çığlık: Emekli astsubaylar iş başvurusunda

Ah benim memleketim! Meyve veren ağaç taşlanıyor

Bülent Arınç Antalya Siyasetini dizayn ediyor