Erteleriz. Hayatın tam ortasında, en heyecanlı yerinde, bir şeyleri hep sonraya bırakırız. Bir gün başlamak üzere niyet ettiğimiz nice düş, ertelenmenin o sessiz kuyusunda ne yazık ki kaybolur. Biliriz aslında, zaman beklemez; yine de bekleriz. Erteleriz çünkü korkarız. Cesaretin yerini bahaneler alır, oysa içten içe biliriz ki zaman bize hiçbir şeyi geri getirmez. Zaman geriye dönüp merak içinde olmaz.
Birçok hayalimizi, sayısız hedefimizi erteleriz. Çocukken kurduğumuz o renkli hayallerin, gençken belirlediğimiz büyük hedeflerin çoğu bir günün içinde unutulur. Kendimize verdiğimiz sözleri tutamayacak kadar oyalanırız günlük telaşlarda. Daha vakit var diyerek ertelediğimiz her hedef, biraz daha uzaklaşır bizden. Maalesef hayat, ertelenmeyecek kadar kısadır.
Biraz sonra yahut yarın yaparız deyip kendimizi kandırırız. En büyük yalanı da kendimize söyleriz. Yarın diyerek içimizi rahatlatır, bugünün sorumluluğundan kaçarız. Yarın gelir ama biz hâlâ aynı yerde oluruz. Ertelemenin huzursuzluğu içimize çöker, yine de harekete geçmeyiz. Çünkü kandırmak kolaydır, özellikle de insan kendi kendini kandırıyorsa.
Ertelemekle kendi kendimize hem yazık ederiz hem kötülük. Zamanın kıymetini erteleyerek harcarız. Ne kendimizi geliştiririz ne de hayallerimizi gerçekleştiririz. Böylece içimizdeki potansiyeli, heba edilen bir armağana çeviririz. Yaptığımız yazıktır çünkü yaşanmamış bir hayat kadar acıklı bir şey yoktur. Ettiğimiz kötülüktür çünkü en başta kendimize ihanettir.