Kar gibi olsak biraz...
Karın sessizliği, insanın içindeki fırtınaları dindiren bir şarkı gibi sarsa hepimizi. O beyaz örtü, dünyayı tek bir renge boyarken aslında çeşitliliği saklamaz, aksine ona yeni bir anlam kazandırır. Kar gibi olabilmek, sadeleşmek ve aynı zamanda derinleşmek demektir. İnsan, kendi içindeki karmaşayı susturup evrene dingin bir huzur sunabilseydi belki de hayatın bütün gürültüsü bir anda anlamını yitirirdi. Kar bize bu fırsatı fazlasıyla verir.

Tek renk olsak ama herkesi kucaklasak...
Beyaz, bütün renklerin birleşiminden doğar. Bu yüzden beyaz renk aslında içinde sonsuzluğu taşır. Kar da böyledir. Tek renktir ancak her yüzeye uyum sağlar, her köşeyi kucaklar. İnsan da tek bir duyguya, sevgiye tutunarak herkesi kucaklayabilseydi ayrılıklar ve sınırlar anlamsızlaşırdı. Savaşlar meydana gelmez onca insan yaşamını yitirmezdi. Tek renk olmak, tekdüzelik değil; kapsayıcılığın en saf biçimidir.

Ayrım yapmadan sevsek insanları...
Sevgi, karın dokunuşu gibi yumuşak ve sessizdir. İnsanları sevmek, onların kusurlarını örtmek değil, kusurlarıyla birlikte kabul etmektir. Kar nasıl taşın sertliğini bile güzelleştiriyorsa sevgi de insanın en kırılgan yanlarını güzelleştirir. İnsanları sevmek, dünyayı sevmekle eşdeğerdir.

Sevsek doğada olanları...
Doğa, karın en sadık dostudur. Ağaçların dallarına konar, dağların zirvesini süsler, toprağın bereketini tane tane saklar. Doğayı sevmek, karın doğayla kurduğu bu uyumu anlamaktır. İnsan, doğayı sevdiğinde aslında kendini sever. Çünkü doğa insanın aynasıdır.

Ve kar gibi her yere güzel yakışsak...
Kar, nerede olursa olsun bağrında güzellik taşır. Çorak bir araziyi bile büyülü bir manzaraya dönüştürür. İnsan da sevgisiyle her yere yakışabilseydi karanlık sokaklar ışığa, yorgun yüzler tebessüme dönüşürdü. Kar gibi olmak, güzelliği taşımak değil, güzelliğin kendisi olmaktır. Karlı güzel günler dileğiyle.