Son zamanlarda sosyal medyada dikkatimi çeken bir şey var; yorumlar. Daha doğrusu, yorumların dili. İnsan ister istemez durup düşünüyor: Bu kadar küfür, bu kadar hakaret bu kadar mı kolay oldu?

Bir video paylaşılıyor. Arkasında emek var, zaman var, heves var. Video sahibi belki saatlerce çekmiş, defalarca denemiş, “beğenilir mi” diye düşünmüş. Ama yorumlara bakıyorsun; takdir etmek bir yana, ağza alınmayacak küfürler havada uçuşuyor. Eleştiri başka bir şeydir, küfür başka. Eleştiri geliştirir, küfür sadece kirletir.

İnsan merak ediyor; klavyenin başına geçince neden bu kadar kolay kırıcı olabiliyoruz? Yüz yüze söyleyemeyeceğimiz sözleri, hiç tanımadığımız insanlara neden bu kadar rahat yazıyoruz? Sanki ekran araya girince vicdan da devre dışı kalıyor.

En son denk geldiğim bir video bu yüzden beni gerçekten üzdü. Antalya’da “Kanatçı Diren” diye bilinen bir arkadaş. Kendisini tanırım. İşini seven, işinde de gerçekten iyi olan bir kanat ustasıdır. “Kanat nasıl yenir?” diye keyifli bir video çekmiş. Ne iddialı bir dil var, ne kimseyi küçümseme… Sadece kendi bildiğini, kendi keyfini paylaşmış.

Ama yorumlar… Yemeğin kendisinden çok küfür konuşulmuş. Hareketinden, ağzına aldığı lokmadan, hatta varlığından rahatsız olanlar olmuş. İnsan izlerken utanıyor. “Bu kadarına gerek var mıydı?” diye soruyor kendi kendine.

Beğenmeyebilirsin. İzlemezsin, geçersin. Eleştirirsin, düzgün bir dille söylersin. Ama küfür etmek neden? Bir insanın hevesini kırmak, emeğini hiçe saymak ne kazandırıyor?

Sosyal medya bize bir şeyler verdi ama çok şey de aldı. En başta nezaketi. Herkesin her şeyi söyleyebildiği ama kimsenin sorumluluk hissetmediği bir yere dönüştü. Oysa unutulan basit bir gerçek var: Yazdığın yorumun karşısında da bir insan var. Senin gibi hisseden, senin gibi kırılan.

Belki de biraz yavaşlamak lazım. Yazmadan önce bir saniye durup düşünmek. “Bunu yüzüne söyleyebilir miydim?” diye sormak. Çünkü mesele kanat nasıl yenir değil; mesele insanlığımızı nasıl koruyacağız