Konyaaltı’ndaki Kitap Fuarı’nın açılışında, gazeteciler Mustafa Akaydın’ı biraz sıkıştırmışlar..

“Başkan, niye Halkkart ile ilgili toplantıları yüklenici firma temsilcileri ile yapmıyorsunuz” diye sormuşlar..
Cevaba bakın..
“O özel bir şirket..
Ne sormak istiyorsanız kendilerinden öğrenebilirsiniz..
Benim onlarla birlikte bir arada olmam, bu şirketin, belediye başkanının koruması altında olduğu imajını verir..”

Soruyorum:
Bu şirket belediye başkanının koruması altında değil mi?
Değilse..
19 Şubat 2010 tarihinde –her şeyi tamam olarak- teslim edilmesi gereken iş, niye sürekli uzatıldı?
Neredeyse yıl bitti..
Ama..
İkinci ayda teslim edilmesi gereken iş, 12. ayda bile hala normal çalışmıyor..
Niye firmaya, “işi uzatıyorsun, yapamıyorsan bırak kardeşim” denmedi?
Bu bir “koruma” değil de nedir?

Niye “uzatma”ya bu kadar taktım, onu söyleyeyim..
Her uzatma..
Kayıt altına alınması gereken gelirden alınacak verginin TC bütçesine gitmesini engelledi..
Her uzatma..
Antalya halkının başlamış, ama iptal edilmiş “çağdaş” bir sistemden yararlanmasını engelledi..
Her uzatma..
Yüklenici firmaya “avantaj” sağladı..
Ve..
Bu şirket, Antalya halkının parasıyla yoktan var edildi..

Sistem hala doğru-dürüst çalışmıyor..
Şunu açık-seçik söylüyorum:
Halkkart sistemi asla doğru-dürüst çalışmayacak..
Çünkü..
İhale yanlış, sistemde kullanılan araçlar yanlış..

Geçelim Akaydın’a sorulan ikinci soruya..
“Halkkart’ın asıl sahibinin hukuk müşaviriniz İlker Gedik olduğu söyleniyor.. Buna ne dersiniz?”
Cevap:
“İnsanları belgesiz ve dayanaksız itham etmek çok ayıp..
Birilerinin elinde belge varsa getirsin, gereğini yapalım..
Ama, ortada böyle bir şey yok..”

Soruyorum:
Siz ve partinizin temsilcileri, seçim çalışmalarında, Antkart’ın eski Başkan Menderes Türel’in eşine ait olduğunu söylememiş miydiniz?
O zaman sizin elinizde bir belge ve dayanak var mıydı?
Gedik için söylenenler “ayıp”sa, sizin o zaman yaptığınız da “ayıp” değil midir?
Ve..
Birbirine benzeyen bu iki olay için gösterdiğiniz iki ayrı tavır, nasıl izah edilmelidir?

Fuar açılışına gidemedim..
Bu nedenle bu sorular sorulurken orada değildim..
Ama..
Arkadaşlarım bana şu bilgiyi verdi:
“Başkan’ın o yüzünde sürekli duran gülümsemesi ve alaycı bakışlarını bu defa göremedik..
Çok sinirli ve kızgındı..”
Bazı sözleri yutmak hiç kolay değildir..
Ne diyelim..
“Rüzgar eken fırtına biçer”miş..

Son olarak Akaydın’a şunu söyleyeyim..
Ben Halkkart’ı A-Kent’e sormam Başkan..
Bizzat sana sorarım, cevabını da senden beklerim..
Çünkü..
Sistem normal çalışmıyorsa..
Bunun tek suçlusu firma değil, bizzat sensin..