Geçen senenin sonunda ortak akıl, ders alınması gerektiğini söylüyordu. Zaten demeçler de aynı doğrultudaydı.
Gençlerbirliği maçında gördük ki kimsenin ders falan aldığı yok.
İlk 11’e bakıyoruz, yeni transferlerden sadece 3’ü sahada. Sorular peş peşe geliyor insanın aklına.
Geçen seneki kadronun ne olduğunu biliyoruz. Ne bekliyoruz hala?
3’ünü oynatacaksak 9’u nerede?
Maç başlıyor, Antalyaspor aynı geçen sene gibi, rakibinden daha iyi oynuyor gibi görünüyor, pozisyon da buluyor ama topu 3 direğin arasından gönderme becerisinden uzak.
Isaac ve Tita’yı gözümüz tutuyor. Diarra ve Emrah ise sınıfta kalıyor.
Diarra’nın kumaşı, uyum sorununu aştığında etkili olabileceğine dair ipuçları veriyor.
Emrah geçen seneki gibi yaptığı işi ve rakibi ciddiye almıyor. Kendisini hala Pendik’te 2. Lig takımlarına karşı oynuyor sanıyor. Öyle kritik noktalarda top kayıpları yapıyor ki inanılmaz. Takım çıkarken öyle paslar veriyor ki, rakibe hazırlıksız yakalanıyorsunuz. Az koşuyor, faydasından çok zararı dokunuyor.
İbrahim-Uğur + Emrah yerine, İbrahim-Pedro + Uğur tercihi daha faydalı olurdu. Uğur’un savunmanın önündeki ikiliden biri olduğu her maç benzer sonuçlarla bitti. Hala ‘ders’ alamamışız!
Savunmanın sağındaki Ali Tandoğan’ın o bildiğimiz eski Ali ile ilgisi yok. Formasına ‘Atom’ yazınca bir şey değişmiyor. Değişecek olsa Sammy formasına ‘örümcek’ yazdırsın. Veya Diarra yerine ‘gol makinesi’ falan yazdıralım.
Stoperler bireysel olarak iyi ama birbirlerine uyumu sıfır. Nitekim bir çok pozisyonda bireysel müdahaleleri ile rakiplerine gol şansı vermediler ama alan savunmasında yoklar. Rakip de yumuşak karın olarak gördüğü göbekten saldırdı hep. Özdilek stoper için ideal ikiliyi bir an önce bulmalı.
Kornerlerde ve ceza sahası çevresindeki duran toplara da sanki hiç çalışılmamış. Ön direk aşkı tutmuyor. Bu ısrar neden? Her orta ön direğe. Rakip de aptal değil. Hepsinde bir adım önde.
Uğur kolundaki pazubandın ağırlığının farkında. İyi niyetinden şüphemiz yok. Kaptan olması nedeniyle daha çok katkı koymak istediğini görebiliyoruz. Ama bazen beynin yapmak istediğini vücut yapamıyor. Yine de Ziziç ve Tita ile birlikte sahanın iyilerindendi.
Gelelim sahanın en kötü ikilisine.
Biri hakem Mete Kalkavan. İlk Gençlerbirliği golünde auta korner verdi, gol oldu. Pedro oyuna girerken ceza alanındaki yerini almasını beklemeden atışı kullandırttı. İkinci goldeki uygulaması da Antalyasporluları yavaşlattı. Zaten ilk hatasından sonra çaldığı her iki düdükten biri hatalıydı. Maçın skorunu direkt etkiledi.
İkincisi ise Mehmet Özdilek. Şifo bazen maç sırasında hamleleri yapmakta o kadar geç kalıyor ki, atı alan Üsküdar’ı geçiyor. Maç olmuş 1-0, aynen devam ediyorsunuz. Öne geçtikten sonra rakibin o ilk hızını kırabilseniz, direncini yok edebilseniz en azından 1 puanı koparabileceksiniz. Rakip hoca peş peşe hamleler yapıyor, sizden yanıt gelmiyor. Size gol lazımken Diarra’yı oyundan alıp hala Mehmet Eren’den medet umuyorsunuz. Mehmet Eren’i yan taraftaki Gençlik Parkı’nda gezmeye gönderseniz ancak bu kadar gezer. 2-1 geriye düşüyorsunuz, ön libero çıkarıp sağ bek alıp sağ açık oynatıyorsunuz. 18’de maçı çevirecek alternatifiniz yok. Hazırlık maçlarında iyi oynayan Zeki kulübede Kodjo tribünde. Koray’a, Mehmet Eren’e değil gençlere güvenin. Bakın Fuat Çapa yenik durumdayken 19 yaşındaki Artun’u oyuna aldı. Hata üzerine hata yapıyor kendi elinizi kolunuzu bağlıyorsunuz. Sammy, Minev, Uğur, İbrahim ve Tita dışında eskilere bel bağlarsanız yine Sivas’a duacı olursunuz.
Benden söylemesi.