Dün, belediye başkanlarının hakkında açılan soruşturmaların ve davaların, aslında “iyi bir şey” olduğunu, bunların birer “AKLANMA” olarak kabul edilmesi gerektiğini söylemiştim..
Tabii, “ben doğru iş yapıyorum” diyebiliyorlarsa..

Bu yazıyı, Mustafa Akaydın’ın “savcıya ifade verdiği saatlerde” yazmıştım..
İfade verdikten sonra Adliye binasından çıkarkan gördüğüm fotoğraflar beni çok şaşırttı..
Büyük bir kalabalığın alkışları arasında, “savaş kazanmış bir komutan” edasıyla ve ağzı kulaklarında bir Akaydın görüntüsü..
Önce, “yolsuzluk soruşturması geçiren normal bir insan üzgün olur, kırgın olur, yüzü kızarır biraz” diye düşünmeden edemedim..
“Bu kadar pişkinliğe de pes doğrusu” dedim..
Sonradan öğrendim ki..
Halkkart ve A-Kent için ifade vermeye çağrılan Büyükşehir Başkanı’nın “tutuklanma ihtimali” varmış..
4 saat 20 dakika boyunca savcıyla Akaydın Antalya’nın sorunlarını ve siyaset konuşmadılar herhalde..
Bu kadar süre, “acaba beni tutuklayacaklar mı” gerginliği içinde ifade veren Akaydın, savcının yanından “tutuklanmadan” çıkınca büyük bir sinir gevşemesi yaşadı..
Gol atan futbolcunun yaşadığı o ani şokla ne yaptığını bilemeyecek dakikalar içindeki durumu yaşadı yani..
Yüzündeki “bilinçsizce oluşan o gülümseme ifadesi” bir süre devam etti..
Demek ki, “savaş kazanmış komutan edası”nın sebebi bu “tutuklanma ihtimali”nin verdiği stresmiş..
Eminim; bir gazetecinin, “tutuklanma korkusu yaşayıp-yaşamadığı” sorusuna, “bende mangal gibi yürek var” derken, hala o şokun etkisi altındaydı..
Nice “mangal gibi yürekli” paşaların halinin, ifadesi alınırken gözlerinin önünden bir film şeridi gibi geçtiğinden de hiç kuşkum yok..

Ancak..
Orada yaptığı konuşmada söylediği sözleri için bu “ŞOK” asla mazeret olamaz..
“Antalya'nın belediye başkanı olarak, ailesine ve Antalyalılara karşı vicdanının rahat olduğunu” söyledi..
Bunu dün yaptığı yazılı açıklamada da tekrarladı..
Bakın bu noktada bir hatırlatma yapmak zorundayım..
Soruşturan savcılar dava açmayabilir..
Dava açılsa bile mahkemeler sizi “yasal olarak” suçsuz bulmayabilir..
Ama, gelişmeler ve sonuçlar eğer “kamu vicdanını rahatlatmaz” ise, o “yolsuzluk şaibesi” alnına yapışır kalır..
Birçok ülkede, böyle bir soruşturma (sonuç ne olursa olsun) bir gurur ve “istifa” nedenidir, biliyorsunuz..

Şimdi soracağım soruların cevabı, Antalya halkını mutlaka tatmin etmeli ve rahatlatmalıdır..
Eğer bu sorulardan biri bile “bütün çıplaklığı ile cevaplandırılmaz” ise, savcıların ya da mahkemelerin ya da müfettişlerin söylediği şeyler veya aldıkları kararlar kamu vicdanında hiçbir anlam ifade etmez..
Çünkü yasalar, kamu vicdanının üstünde değildir..
Daha önce defalarca sordum, tekrar tekrar tekrar tekrarlıyorum:
Kurulmuş ve tıkır tıkır işleyen bir sistem olan “düzeltilebilecek, ama düzeltme yoluna gidilmeyen bir usül hatası yüzünden” ANTKART niye yok edildi?
Adeta yangından mal kaçırır gibi, hemen yerine HALKKART adında bir oluşum niye getirildi? Antkart yanlışsa, Halkkart’ın neyi doğruydu?
Üstelik, kamu ihalelerine aykırı olarak (rekabet şartları oluşmadan) niye ihale edildi?
İhale, hiç akıllı kart işi yapmamış, üstelik Halkkart ihale sürecinde kurulmuş ve “adrese teslim” şeklinde 23 günlük bir şirkete niye verildi?
Şirket NFC gibi bir sistemi kurmayarak “ihale şartnamesi”ne uymadığı halde, Büyükşehir Belediyesi şirketin çalışmasını niye durdurmadı?
ANTKART döneminde 11 ayda Büyükşehir payı olarak 4.15 milyon lira ödenmişken, HALKKART döneminde 13 ayda 321 bin lira ödenmesi ne razı olunarak Büyükşehir niye zarara uğratıldı?
HALKKART ihalesi mahkeme kararı ile iptal edilmesine rağmen, kart dolum ve satışları ile araçlarda kullanılmasına hala niye izin veriliyor?
Toplu ulaşımın her aşaması Büyükşehir’in yetki alanında olması gerekirken, Akaydın’ın, “mahkeme ihaleyi iptal etti, artık şirketle hiçbir bağımız kalmadı” demesine rağmen şirketin çalışması niye durdurulmadı? Şu anda hala niye çalıştırılıyor?

Bu soruları da, Akaydın’ın “vicdanım rahat” açıklamasını da, yüzünün kızarıp-kızarmaması durumunu da kamuoyunun takdirine bırakıyorum..

Öte yandan..
Önceki günkü “İLGİNÇ” olaylardan birini de dün öğrendik..
Deniz Baykal, Akaydın’ın ifadeye çağrıldığını duyar duymaz, CHP’li Antalya milletvekillerine, “çabuk, derhal ama derhal Antalya'ya gidiyorsunuz, ne gerekiyorsa, elinizden ne geliyorsa yapın, sahip çıkın” demiş..
Bu sözlerini de özellikle Yıldıray Sapan’a söylemiş..
Şaşırmamak elde değil..
Çünkü;
BİR.. Deniz Baykal, sanki CHP’nin genel başkanıymış gibi (aynı statüde olduğu) vekillere talimat verebiliyor..
İKİ.. Deniz Baykal, “köprüleri attığı” Mustafa Akaydın’a sahip çıkıyor..
ÜÇ.. Deniz Baykal, Akaydın’a yardım için, Akaydın’la küfürleşen-kavga eden Sapan’ı gönderiyor..
DÖRT.. Bu gibi olaylarla aslında birbirlerini sürekli yiyen bir partide “birlik-beraberlik görüntüsü” veriliyor.

Haydi gel de şaşma bu işlere..
Çok şaşırtıcı günler yaşıyoruz, çoookk..