Hürmüz boğazı hem jeopolitik, hem de enerji açısından çok kırılgan bir nokta.
Çoğu savaşların, ne olacağına dair büyük anlaşmazlıklar ve büyük sürprizlerle dolu olduğunu gördüm. Ancak bu İran savaşı söz konusu olduğunda, her şeyin Hürmüz Boğazı'nı kimin kontrol edeceğine bağlı olduğu aşikar ve neredeyse evrensel bir görüş birliği var. Hükümetleri yönetenlerden, jeopolitik uzmanlardan ve dünyanın dört bir yanındaki insanlardan duyduğuma göre, eğer İran'a Hürmüz Boğazı'ndan kimin geçebileceğine dair kontrol veya hatta müzakere gücü bırakılırsa:
1. Amerika Birleşik Devletleri savaşı kaybetmiş, İran ise kazanmış olarak değerlendirilecektir. Çünkü İran'ın Hürmüz Boğazı'nı bir silah olarak kullanmak üzere kontrol etmesi, ABD'nin bu durumu düzeltme gücüne sahip olmadığını açıkça gösterecektir. İran'ın dünyanın en önemli boğazını kapatmasına izin vermenin sonuçları, ABD, bölgedeki müttefikleri (özellikle Körfez müttefikleri), petrol akışına en çok bağımlı ülkeler, dünya ekonomisi ve dünya düzeni için son derece yıkıcı olacaktır. Donald Trump ve ABD bu savaşı kazanamazsa -zafer, Hürmüz Boğazı'ndan güvenli geçişi sağlayıp sağlayamayacaklarıyla kolayca ölçülebilir- düzeltemeyecekleri felaket bir duruma neden olmuş olarak da algılanacaklardır.
Dünyanın rezerv para birimine sahip olan ve dünyanın en baskın gücü olan ülke mali açıdan aşırıya kaçtığında ve hem askeri hem de mali kontrolü kaybederek zayıflığını ortaya koyduğunda, müttefiklerin ve alacaklıların güvenini kaybetmesine, rezerv para birimi statüsünü yitirmesine, borç varlıklarının satılmasına ve özellikle altına karşı para biriminin değer kaybetmesine dikkat edin.
Tam tersine, dünyanın egemen gücü askeri ve mali gücünü gösterdiğinde, bu durum ona olan güveni ve borçlarını ve para birimini elde tutma isteğini artırır.
2. Öte yandan, Hürmüz Boğazı'nın İranlıların elinde Körfez'deki Amerikan müttefiklerini ve daha geniş anlamda dünya ekonomisini tehdit etmek için bir silah olarak kullanılmasına izin verilirse, herkes İranlıların rehinesi olacak ve Donald Trump kavgaya tutuşmuş ve kaybetmiş olarak algılanacaktır. Bölgedeki ABD müttefiklerini büyük bir sorunla baş başa bırakmış olacak ve özellikle söyledikleri göz önüne alındığında, güvenilirliğini kaybedecektir.
Savaşta, acıya dayanabilme yeteneği, acı verebilme yeteneği den bile daha önemlidir.
3. Bu savaşı bir anlaşmayla sona erdirmekten bahsedilse de, herkes biliyor ki hiçbir anlaşma bu savaşı çözmeyecek çünkü anlaşmaların hiçbir değeri yok. Bundan sonra ne olursa olsun -yani Hürmüz'ü İran'ın elinde bırakmak ya da kontrolü onlardan almak- çatışmanın en kötü aşaması olacaktır. Hangi tarafın kazandığını ve hangi tarafın kontrolü kaybettiğini net bir şekilde ortaya koyacak olan bu "son savaş" muhtemelen çok büyük bir savaş olacak.
4. Bu “son savaşın” doğrudan ve dolaylı etkileri, ticaret akışlarını, sermaye akışlarını ve Çin, Rusya, Kuzey Kore, Küba, Ukrayna, Avrupa, Hindistan, Japonya vb. ülkelerle olan jeopolitik gelişmeleri etkileyerek tüm dünyaya yayılacaktır.
Örneğin, bir ülkenin savaşmak için sahip olduğu mali ve askeri kapasiteler, yürüttüğü savaşların sayısı ve şiddeti, iç politikası ve ortak çıkarları olan ülkelerle olan ilişkilerinden (örneğin İran, Rusya, Çin ve Kuzey Kore arasında) etkilenir.
Hürmüz Boğazı Çanakkale Boğazı’nın yerini alamaz.
Her Şey Hürmüz Boğazı'nı Kimin Kontrol Edeceğine Bağlı.
İkisi de kendi konumlarında, kendi stratejik ve ekonomik rollerine sahip. Stratejik geçiş noktalarının kapatılması, gerçekten büyük ekonomik ve siyasi etkiler yaratabilir. Ama Çanakkale'deki ruh, daha çok halkın, milletin birlik ve direniş gücünü temsil ediyordu.
Hürmüz Boğazında ise jeopolitik güç dengeleri, ekonomik çıkarlar, uluslararası hukuk gibi pek çok faktör devreye giriyor.
Bu yüzden her bir durumu kendi bağlamında değerlendirmek önemli.
İran halkının Çanakkale ruhunu yakalaması için milletin birlik ve direniş gücünü yakalaması gerektiğini düşünüyorum.
Barışın değerini en iyi bilen Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi: ‘Yurtta barış, dünyada barış.’
Savaşların son bulduğu, sevginin, hoşgörünün, huzurun ve kardeşliğin egemen olduğu eşit ve adil bir dünya dileğiyle…
İzzet ÜNLÜ
Antalya Denizcileşme Platformu Başkanı

