Bir yılı aşkın süreçtir bize göre, yapması gerekeni yapmadığı, yapmaması gerekeni yaptığı konularla ilgili eleştirilerde bulunduk.
Verdiği sözleri hatırlatıp, seçim vaatlerini ele aldık.
Yeri geldi takdir ettik, övdük.
Eleştirilerimiz için, ?Yandaş basın? yakıştırmasına tabi tutulduk.
Kime yandaşlık yapıyorsak?
Takdir ettiğimizde bir teşekkür bile almadık.
Zaten beklemedik.
Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Akaydın?dan bahsediyorum.
Dünya kenti Antalya (!) yaz sezonuna girmekte olduğu şu günlerde, şehir merkezinin her yeri kazılıyormuş. Kompresör seslerinden geçilmiyormuş. Beton kırma makineleri kulakları sağır edercesine sabahın erken saatlerinde çalıştırılmaya başlanıyormuş, bunlarla asla ilgilendiğim falan yok.
Çünkü yıllardır gelen kazıyor, gitmeye yüz tutanlar da kazmaktan geri durmuyor.
Bu kentin yaşayanı olarak alıştık, daha gerçeği yalama bile olduk.
AKM?de yaptığı, ?Bir yıllık icraat? toplantısına, Akaydın?ın seçim öncesi günlerce Antalya cadde ve sokaklarında vatandaşlara dağıttığı, ?Yaparsa hoca yapar? broşürleri, kitapçıkları, gazete ilanları ve CD?leriyle oraya gitmiş, iş soru cevaba geldiğinde elimdeki torbayı havaya kaldırarak ?Bu sözler senin değil miydi hocam? diye haykıracaktım.
Ama aradan geçen süreç henüz 365 gündü.
Ve geride 4 tane daha 365 gün bulunuyordu.
Yapmadım.
Bir tane soru hazırlamıştım.
?Namus borcunuz ne oldu başkan? sözünü yöneltip, yerime oturacaktım.
Onu da yapmadım.
Çünkü geride 4 tane daha 365 gün vardı.
Benim yapmadığımı nedense başkaları da yapmadı.
Tarih 24 Nisan 2010 Cumartesi.
Konyaaltı tarafında arabamın içerisinde oturuyor, deniz seyrediyorum. (Kesin mevki vermiyorum, zira garibanın ekmeğiyle oynama niyetinde değilim.)
Yaşlıca bir temizlik görevlisi yol kenarına atılan sigara izmariti ve çekirdek kabuklarını süpürüyor. Yüzünden düşen bin parça.
Tam yanıma geldiğinde, ?Amca ne kadar zamandır maaş almıyorsunuz? sorusunu yöneltiyorum.
Yüzüme öyle bir bakış fırlatıyor ki, gözlerinin o an dolduğuna içim sızlayarak şahit oldum, ?Üç ayı geçti? cevabı verip, yorgun vücudunu yanımdan uzaklaştırıyor.
O an cep telefonumdan istihbarat şefimizi arayıp, konuyu araştırıp haber yapması talimatını veriyorum.
Büyükşehir Belediyesi bünyesindeki Temizlik, Güvenlik, Park ve Bahçeler?in yanı sıra ilaçlama görevlisi işçilerin tamamının 3 ayı aşkın süreçtir maaş alamadıkları ortaya çıkıyor ve Akdeniz Manşet olarak bunu haber yapıyoruz.
Büyükşehir?den ?Çıt? çıktığı bile yok.
Tarih 27 Nisan 2010. Konyaaltı tarafında akşam üzeri oturup, her zamanki gibi deniz seyrediyorum. Bu sefer orta yaşlarda bir temizlik görevlisi yerleri süpürüyor. Aynı soruyu ona da yöneltiyorum.
?Üç aydır maaş alamıyoruz. Eskiden avans olayı olurdu o da kalktı. Dolmuş paramı tanıdıklardan borç alarak karşılıyor, eve ekmeği bakkala yazdırarak götürebiliyorum. Burada kalıyorsam, SSK?m için sabredip kalıyorum? sözlerini ağlamaklı söylüyor.
Onlar senin işçin hocam.
Her ne kadar şirket kadrolarında olsalar da, sırtlarında ?Büyükşehir Belediyesi? yazıyor.
İşçin aç.
Bu mudur Sosyal Demokrat belediyecilik anlayışı?
Hani işçi alacakları senin namus borcundu?
Aç hocam işçilerin aç.
Sen açın halinden anlar mısın?
Buysa yandaş gazetecilik örneği, ?Evet? ben yandaşım..
Ama ne senin ne de bir başkasının yandaşı olacağım.
İşçinin yandaşı olmak gururların, onurların en büyüğü.