29 Mart 2009 seçimlerine kısa bir süre kala, Antalya “Antkart”ı tartışıyordu. Aklı selim insanlar sistemle ilgili tartışmalar içerisine girip, Antkart’ın modern bir sistem olduğunu ve zaman içerisinde faydalarının daha iyi anlaşılacağını söylüyordu. Kimisi de, sistemle ilgili eleştirilerde bulunup, farklı öneriler sunuyordu. Farklı önerilerde bulunanlar da, sistemi doğru bulanlar da, sonuçta Antalya için fikir beyan ediyor, Antalya için çaba gösteriyordu.
Ancak amacı hiçbir zaman Antalya’nın çıkarı olmayan ve siyasi hedefleri peşinde her türlü yalan, dolan, iftirayı mübah sayanlar tek ayak üzerinde, binbir ayak oyunu çeviriyordu. Zamanın Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Türel’e yapmadıklarını bırakmıyor, Antkart ile ilgili atılmadık iftira kalmıyordu.
Maalesef bu iftira ve yalan kampanyası tuttu. Türel’in belki de seçim kaybetmesinin en önemli nedenlerinden bir tanesi, Antkart oldu. Antalyalılar kandırıldı, iftira ve yalan kampanyası karşısında halkın sağduyusuna güvenip, kendisini yeterince savunmayan, bazen de nasıl savunacağını şaşıran Türel, sandıktan çıkamadı. Hatırlayın. Bu linç kampanyası, seçime 20 gün kala başlatıldı ve sistemli bir şekilde ard arda yalanlar gelmeye başladı. İftiralar atılmaya başlandı. Öylesine çirkin ve kalleşçe bir iş yapıldıki, seçimden sonraki bir yazımda, “Antalya tarihinin kara lekesi bir seçim” diye yazmıştım. Amaca ulaşma yolunda siyasetin bu kadar çirkinleştirilmesinin hiçbir zaman halkın hafızasından silinmeyeceğini, gerçekler ortaya çıktıkça, halkın “kaldırılma duygusu” ve “vicdanının sesi” ile bunun hesabını sormak için bekleyeceğini yazmıştım.
Bir yazımda da, minübüs ve halk otobüsü esnafına seslenip, “Geleceği görmeden, bu kampanyaya ortak oldunuz. Çirkeflerin ekmeğine yağ sürdünüz. Derdiniz ekmeğiniz. Elbet de ekmeğinizi savunmak için mücadele edeceksiniz. Ancak bir gün Antkart’ın faydalarını gördüğünüzde, vicdanınıza ne söyleyeceksiniz?” diye yazmıştım.
Aradan 20 ay geçti.
Seçimden sonra Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Akaydın, Antkart’ı iptal edip, halk ve esnaf için sözde en iyi sistem olan “Halkkart”ı getirdi. O zamanlar, yürümeye başlayan bir sistemin tarihe karıştırılmasının yanlışlığını ve burnumuza gelen pis kokuları yazdık. Ancak kimsenin umurunda olmadı.
Bugün ise halk da, esnaf da “Antkart ile Halkkart” arasında kıyas yaptığında, maalesef benim gibi düşünen insanların iki yıl önce yazdığı noktaya geldi. Muhabir arkadaşımız Şükrü Ağırman’ın bu konu ile ilgili geçtiğimiz günlerde bir haberi yayınlandı. İnternet sitemizde duruyor. Lütfen okuyun. Esnafın geldiği noktayı görün.
Maalesef “Haklı çıkmaz istemezdim” diyorum. Çünkü Bu konuda haklı çıkmak beni mutlu etmiyor. Sonuçta kaybeden esnaf oluyor. Kaybeden Antalyalılar oluyor. Aylardır hem esnafın hem de halkın çektiği çile karşısında ise, seçim öncesi o çirkin kampanyalarını başlatan, yürüten ve alet olanlardan ise “çıt” çıkmıyor.
Olan Antalya’ya oldu. 20 ayda bu gerçek tüm çıplaklığı ile herkes tarafından kabul edilir hale geldi. Ama keşke olmasaydı.