Sadece günü kurtarmak için siyaset yaparsanız tarih sizi yazmaz, tarihe de geçemezsiniz.

Ve tarih, stratejik adımlar atabilenlerle, fırsatları kaçıranları asla aynı satıra yazmaz.

2018 yılının o çetrefilli günlerinde, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu öyle bir siyasi adım attı ki; sadece bir partinin değil, Türk demokrasinin önünü açtı.

22 Nisan gecesi alınan kararla 15 milletvekili, büyük bir fedakârlıkla ve çoğu zaman duygularını bastıramayarak İYİ Parti saflarına geçti.

Bu, sıradan bir siyasi hamle değildi.

Bu, sistemin tıkandığı bir noktada, demokrasinin nefes almasını sağlayan stratejik bir müdahaleydi.

O gün yapılan hamle, kafalarda oluşan “iktidar karşısında alternatif yok” algısını yıktı.

Seçime girmesi engellenmek istenen bir partinin önünü açtı.

Ve en önemlisi, Türk siyasetinde cesaretin ve aklın birleştiğinde neler başarabileceğini gösterdi.

Bu yüzden o adım, bir dönüm noktası olarak tarihe geçti.

Ardından 2019 geldi…

Aynı stratejik akıl, bu kez iş birliği siyasetinde kendini gösterdi.

CHP ile İYİ Parti arasındaki ittifak, sadece oyların toplamı değildi; bir vizyonun birleşmesiydi.

Sonuç ise ortada; Ankara, İstanbul, Adana, Mersin, Antalya…

Türkiye’nin kalbi sayılan şehirler el değiştirdi.

Bu başarı, tesadüfi değil; planlı, sabırlı ve akılcı bir siyasetin ürünüdür.

Bugüne geldiğimizde ise karşımıza bambaşka bir tablo çıktı.

Özgür Özel’in çağrısıyla gündeme gelen ara seçim meselesi, siyasetin ne kadar stratejik akıl gerektirdiğini bir kez daha gözler önüne sermiştir.

22 milletvekilinin istifası gibi kritik bir eşiği dahi aşamayan bir irade, ne yazık ki iddia ettiği büyük hedeflerin çok uzağında kaldı.

Siyaset, “istemekle değil, yaptırabilmekle” ölçülür.

Ve bu fark, liderlikle yöneticilik arasındaki en net çizgidir.

Bir dönem stratejik akılla kazanılan başarıların, bugün dağınık ve hesapsız hamlelerle heba edilmesi; sadece bir siyasi aktörün değil, bir anlayışın sorgulanmasını gerektirir.

Çünkü siyaset, kişisel hırsların değil; toplumsal aklın alanıdır.

Ekrem İmamoğlu örneği de bu çerçevede bir başka dikkat çeken husustur.

2019’da ortaya çıkan başarı, bireysel bir başarı hikâyesi değil; emeğin ve kolektif bir stratejinin sonucuydu.

Ancak bugün gelinen noktada, aynı başarıyı yeniden üretecek aklın ve disiplinin eksikliği açıkça hissedilmektedir.

Gerçek şu ki;

Stratejik akıl olmadan büyük hedefler sadece birer temenniden ibaret olur.

Siyasi cesaret olmadan kritik süreçleri yönetemez, kritik eşikleri aşamazsınız.

Ve en önemlisi, ülke çıkarı gözetilmeden yapılan hiçbir hamle kalıcı başarı getirmez.

İşte bu yüzden fark nettir;

Bir tarafta, kriz anında sorumluluk alabilen, risk üstlenebilen ve sonuç üretebilen bir liderlik…

Diğer tarafta ise söylemde büyük, icraatta eksik kalan bir siyaset anlayışı…

Tarih, duygularla değil kazanılmış sonuçlarla yazılır.

Ve o tarih sayfalarında bazı isimler iz bırakır, bazıları ise sadece bir dipnot olarak kalır

Cengiz Sarıyer