Antalyalıların konservesi meşhurdur. Özellikle yaz aylarını yaylada geçirip, sonbahar ile birlikte sahile yani, anlamayanlar için Antalya merkezine geri dönüş yapanlar, bol bol konserve yaparlar.
Özellikle derin dondurucu icat edildi edileli, yaz sebzesi kış aylarında da tüketilir.
Hoş.,
Artık yıllardır sera diye bir olay var ve yaz sebzelerinin konserve yapılmasına asla gerek dahi duyulmaz ancak, bu herkes için geçerli değil. Zira yayla mahsulü ile bırakın sera üretimini, sahil tarla mahsulü arasında dahi dünya kadar lezzet farkı vardır.
Sadece sebzelerden mi konserve yapılır?
Ton balığı konservesini duymayan kalmamıştır. Kalmamıştır da, Antalyalı daha çok sardalya salamurasından anlar. Hele bizim Antalyaspor hastası, ‘Aktar’cı Ahmet ağabeyimiz vardır ki, adam sevdiği yakın dostlarına sardalya yetiştiremiyor.
“Konserve” denilince bu söylediklerimiz ilk akla gelen şeydir değil mi?
Ama, “Antalya’da Konserve Koyu’ndaki falezlerde geçen yılın şubat ayında tespit edilen göçük tehlikesinin ardından boşaltılması istenen 10 binada yaşayan vatandaşlarla evleri mühürlemek için bölgeye gelen zabıta ekipleri arasında gerginlik yaşandı” gibi haberleri son zamanlarda gerek görsel, gerekse yazılı basında sıkça görmeye başladık.
Konserve Koyu’ndaki göçük tehlikesi nedeniyle evlerini boşaltmaları istenen vatandaşların yerinde ben olmak istemezdim.
Mal canın yongası!.
Yongası olmasına yongası da, İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü, İnşaat Mühendisleri Odası, Jeoloji Mühendisleri Odası ve Akdeniz Üniversitesi İnşaat Mühendisleri Bölümü tarafından hazırlanmış 4 tane rapor var.
Acaba o raporları inceleyen var mı?
4 rapor bir biriyle aynı dili mi konuşup, tek bir görüşte birleşmişler mi, yoksa kafalarda soru işareti bırakan tespit yada tespitler de mevcut mu?
Öncelikle raporlar da, öneriler de farklı.
Zira, “Zemin ve binaların durumuyla ilgili yeterli bilimsel verilerin olmaması nedeniyle farklı sonuç ve önerilen sunulmuştur” deniliyor. Yani farklı öneriler ve sonuçların ortaya çıktığı apaçık ortadadır. Ve Muratpaşa ile Büyükşehir Belediyeleri, 5060 ada, 1 ile 19 parsellerini kapsayanlar ile 6039 ada 1 parseldeki binaların acilen boşaltılmasını gerektiğini belirtiyor.
Jeoloji Mühendisleri Odası, “Hareket doğrusal bir harekettir. Heyelan yoktur” diyor. Çünkü heyelan olduğu zaman, binaların heyelanın olduğu yönün ters istikametinde yatması gerekir. Söz konusu yerde heyelan olsa, binanın güneye değil, kuzeye yatması gerekiyor.
Raporlar ile ilgili en çarpıcı ve birleşilen tek konu, “Yüzey sularının Konserve Koyu’na akmaması gerekiyor.” Yani, bu suların bir yerde toplanıp, sağlıklı bir şekilde denize verilmesi gerekiyor. Kısa adı kanalizasyon.
Vatandaş eline kazma-kürek alıp kanalizasyon yapamayacağına göre, iş kimindir?
Tabi ki ilgili belediyenin.
İyi ama ilgili belediye, “Evinizi boşaltın” dediği, henüz 3’ncü yaşını dahi kutlayamayan binalara da inşaat ruhsatı veren belediyenin ta kendisi.
Bu çelişkinin de, çelişkisi değil midir?
Konserve koyu ile ilgili raporlarda muhalefet şerhi olduğunu da görüyoruz. Hava kurak olduğu zaman Konserve koyu güllük-gülistanlık, hava yağışlı olduğunda ise, “Acabalar.”
O acabaları ortadan kaldırması gerekenler, 3 yıl önca “İnşaat yapabilir, yaptığınız inşaatın içerisine oturabilirsiniz” dercesine ruhsatı veren ilgili belediyedir.
Konserve koyunda iş yapmak eğer ki insanları evinden etmek, yargısız infaz yoluna gitmek ise, bir saniye dahi vakit geçirilmemesi gerekir.
Belli ki Antalya’nın Konserve Koyu birilerince paylaşılamaz hale gelmeye başlamış. Ben bunda başka nedenler arayanlardanım.
Zira söz konusu yer ile ilgili olarak bilimsel çalışmalar yıkım önermiyor. Tersine burada önlem almaya yönelik öneriler mevcut.
Konserve koyu için tek bir noktada birleşilmemiş ama vatandaşa, “Evlerinizi boşaltın” deniyor.
“Yıkılması gerekir” görüşünde birleşilen İl Özel İdare Binası şehrin orta göbeğinde utanç abidesi gibi durmasına karşın, kimsenin umursadığı dahi yok.
Ne dersiniz.
Burası Türkiye olduğu için mi?