Gazeteci dediğin konuşmaz, varsa bir şey yazar arkadaş. Konuşursa da, aleyhine delil olarak kendisine geri döner.
Bana döndü.
Daha doğrusu döndürüldü.
Hem de Oğuzhan Özenici tarafından.
Namı değer ?Entelya.?
Avukat Mesut Kılcı, CHP?den ihracı nedeniyle ?Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği?nde? basın toplantısı yapıyor. Toplantı sonunda iş soru cevap şekline dönüşüyor. Ben kendisine, CHP İl Disiplin Kurulu Başkanı?nın ne iş yaptığını soruyorum. Sorma nedenim de, böylesine basit bir konudan dolayı, ihraç yöntemine gidilmesi.
?Emlakçı? cevabını alınca, dayanamıyor ?Yani bu durumda Emlakçı hukukçuyu yargılayıp infaz mı etti? dememle oradakiler gülüşüyor.
Peki ama bunda gülünecek ne var ki?
Başta da Oğuzhan Özenici kahkahayı basıyor.
** ** ** **
Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Akaydın, birinci yılın hesabını vermek için AKM?de organizasyon düzenliyor. Dikkat edilirse basın toplantısı demiyorum. Çünkü o gün yapılan organizasyonun adına basın toplantısı konamaz.
Giderlerin arasında bende varım. Arabayı otoparka kilitliyor, AKM?ye doğru yöneliyorum. Girişte belli bir topluluk, fotoğraf çekmeler, alkışlamalar. Meğer AKM girişine konan ve ayakla çalınan piyanonun üzerinde Başkan Akaydın ile bayan Akaydın varmış. Derken herkes toplantı salonuna giriyor. Açıklamaların ardından toplantının sonuna doğru, sigara içmek için dışarıya çıkıyorum. Çok geçmeden Akaydın ailesi yine geliyor, piyanonun üstüne çıkıp, başlıyor ayaklarıyla piyano çalmaya.
Bayan Akaydın ayaklarıyla da olsa gerçekten piyanoda iyi ritim tutturuyor. Gazeteciler de Akaydın ailesinin piyano resitalini görüntülüyor. Tam bitirip, Başkan Akaydın benim yanımdan geçerken kendisine.,
?Başkan yani Türel?in eliyle çaldığını ben ayaklarımla çalarım mesajını mı vermek istiyorsunuz??
Akaydın bana dönüp, ?Bunları gazetecilere söyle? demez mi?
Söylermiyim hiç ya.
Ama bizim bu konuşmaları duyan Abdullah Kıldan, gelişmeyi lokale yetiştiriyor. Orada bulunan namı değer entelya, yine kahkahası en yüksek çıkan kişi oluyor.
** ** ** **
Geçtiğimiz günlerde Akdeniz Üniversitesi?ndeki tedavi seansımın ardından, doktor tavsiyesi olmasından dolayı, deniz kenarına gidiyorum. Gittiğim yer, müdavimi olduğum namı değer Sarısu. Mevsim bahar. Böcekler uçuşmaya başlamış, kulaklarımızı vınlatıyor. Deniz desen masmavi. Yanımızda da buz gibi bira. Değmeyin keyfime. Bir, iki, üç bira derken, bira için ?Hamallık? denir ya, WC yok arkadaş.
Mevki de Büyükşehir?e bağlı ve akıl edip tuvalet koymamışlar.
Hoş, çalının arkasına gidenin, diğerleri oraya niçin gidildiğini bildiklerinden dolayı bakan bile olmaz. Çok mu sıkıştın, iki çalı arasına gir, tidiriver gitsin. Bende öyle yaptığım sırada cep telefonum çaldı.
Karşıdaki ses, ?Nerelerdesin yahu. Görünmüyorsun? demez mi?
Ortamı anlatıp, lafın gideceği yere götüreceğine emin olmamdan dolayı, ?Hava harika. Deniz mükemmel. Elimde biram. Keyif çatıyorum. WC ihtiyacım olduğunda da, gidiyorum çalıların arkasına, tidiriveriyorum, ihtiyacımı görüyorum. Söyle Bülent ağabeye,  lütfen Sarısuyu?nun  bu doğallığı bozmasın? diyorum.
Bizim lokalde iki gün bu durum çevrilip, çevrilip muhabbet konusu olmuş.
Daha doğrusu oldurulmuş.
Kim tarafından mı?
Entelya yahu entelya.
Yetmemiş, sanal gazete ortamına bile taşımış.
Yok arkadaş. Bundan sonra konuşmam, yazarım. Başkalarına kendimin üzerinden malzeme çıkartmam.
Bu da bana kapak olsun.