OECD’nin son verilerine göre Türkiye, konut ve kira fiyatlarının artışında dünyada tüm ülkeleri geride bırakarak açık ara birinci oldu. 2015-2025 arasındaki 10 yıllık dönemde konut fiyatları yaklaşık 20 kat, kiralar ise 13,5 kat arttı. Bu inanılmaz artış, ülkemizi hem nominal hem de reel bazda zirveye taşıdı. Ancak bu "birincilik", ne yazık ki övünülecek değil, endişe duyulacak bir durum. Çünkü ev sahibi olmak artık sadece hayal değil, aynı zamanda yaşamı sürdürebilmek için büyük bir mücadeleye dönüşmüş durumda.

EV SAHİBİ OLMAK MÜMKÜN DEĞİLSE, BARINMA HAKKI NEYİ İFADE EDİYOR?

2015’te 100 birim olarak kabul edilen konut fiyat endeksi, 2025’in ilk çeyreğinde 2.075,7 birime ulaştı. Bu da konut fiyatlarında yaklaşık %1976’lık yani 20 katlık bir artış anlamına geliyor. Aynı dönemde OECD ortalaması %90,2'de kaldı. Bu fark tek kelimeyle çarpıcı.

Şöyle düşünün: 2015’te 500 bin TL’ye alınabilen bir dairenin bugün fiyatı ortalama 10 milyon TL’nin üzerinde. Ya da 1 milyon TL’lik bir evin fiyatı artık 20 milyonu geçiyor. Hangi çalışan, hangi memur, hangi emekli bu fiyata ev alabilir? Cevap belli: Büyük bir çoğunluk artık sadece kirasını ödeyebilirse şükrediyor.

RAKAMLAR DEĞİL, YAŞANAN HAYAT GERÇEĞİ YANSITIYOR

Kâğıt üzerinde bu yükseliş “ekonomik büyüme” gibi algılansa da sahada yani hayatta bu artış barınma krizine dönüşmüş durumda. Gençler evlenemiyor çünkü ev tutamıyor. Öğrenciler ailesinden uzak şehirlerde kiralık ev bulamıyor. Emekliler, dul ve yetimler zaten kıt kanaat geçinirken kiralarını ödeyemez hale geldi.

Artık sadece "ev sahibi olmak" değil, başını sokacak bir dam altı bulmak bile büyük mesele haline geldi. Hele ki büyükşehirlerde durum çok daha vahim: Merkezde kiralar 40-50 bin TL’yi buluyor, kenara çekildikçe ulaşım, güvenlik ve sosyal olanaklar kayboluyor. Yani insanlar sadece ev değil, yaşamdan da vazgeçmek zorunda kalıyor.

KİRALAR UÇTU, MAAŞLAR YERİNDE SAYDI

Sadece konut fiyatları değil, kiralar da OECD ülkeleri içinde en hızlı artan kalemlerden biri oldu. 2015’te 100 birim olan kira endeksi 2025’te 1.452,3 birime yükseldi. Yani kiralar 13,5 kat artmış durumda. OECD ortalamasındaki artış ise sadece %47,7. Bizimkiyle kıyaslanamayacak düzeyde.

Bu şu demek: 2015’te 2.500 TL olan bir evin kirası, 2025’te 36.000 TL’ye çıktı. Aynı şekilde 5.000 TL olan bir kira bugün 72.000 TL’yi aşıyor. Birçok insanın toplam maaşı kadar kira isteniyor. Peki asgari ücret, memur maaşı, emekli aylığı bu oranda arttı mı? Elbette hayır. İşte bu yüzden yaşanan şey sadece ekonomik değil, aynı zamanda insani bir krizdir.

2022'DEN SONRA TIRMANIŞ FELAKETE DÖNÜŞTÜ

Asıl büyük artış son 3 yılda yaşandı. 2022-2025 arasında konut fiyatları %608, kiralar ise %705 oranında arttı. Neden mi?

İnşaat maliyetleri döviz kuru ve enflasyonla birlikte uçtu.

Sığınmacı nüfusunun artması, özellikle büyük şehirlerde kira talebini patlattı.

İç göç, deprem ve ekonomik nedenlerle milyonlarca insanı yeni şehirlerde barınmaya zorladı.

Yatırım aracı olarak konut, barınma ihtiyacının önüne geçti.

Kira tavan uygulaması, pratikte etkisiz kaldı. Davalarla delindi, sonra zaten kaldırıldı.

Bugün gelinen noktada, TÜFE bazlı yıllık enflasyon %35 civarında seyrederken kira artış oranı %45,8’e dayandı. Yani kira artışı, enflasyonu da solladı. Bu dengesizlik, sadece gelir değil, yaşam kalitesi uçurumunu da büyütüyor.

EV SAHİPLİĞİ HAYALİ YERİNİ UMUTSUZLUĞA BIRAKTI

OECD’ye göre Türkiye şu anda hem nominal hem reel hem de kira artışında açık ara lider. Ancak bu liderlik, halkın hayatında karşılığını bulan bir başarı değil. Aksine yeni bir sosyal ayrışma başlığı. Bir yanda 5-6 evi olup kira geliriyle geçinenler, diğer yanda maaşının yarısından fazlasını kiraya verip temel ihtiyaçlarını karşılayamayanlar…

Uzmanlar bu durumu sadece ekonomik bir mesele olarak görmüyor. Aynı zamanda toplumsal huzuru tehdit eden, göçleri tetikleyen, psikolojik yıpranmaya neden olan bir kriz olarak yorumluyorlar. Çünkü barınma hakkı, bir insanın en temel hakkıdır. Barınamayan insan, eğitimini sürdüremez, sağlıklı yaşayamaz, üretken olamaz. Huzuru da umudu da yitirir.

SONUÇ: BİRİNCİLİK DEĞİL, BÜYÜK BİR SOSYAL UYARI

Türkiye’nin OECD verilerinde konut ve kirada dünya birincisi olması, ne yazık ki gurur değil, bir uyarı işareti olarak okunmalı. Fiyatlar yükseliyor ama halk daha fakirleşiyor. Rakamlar büyüyor ama barınma krizi derinleşiyor. Ev sahibi olmak, bırakın dar gelirlileri, artık orta sınıf için bile ulaşılmaz bir hedef haline geldi.

Bu noktadan sonra çözüm, yalnızca ekonomik tedbirlerle değil; toplumsal öncelikleri gözeten bir barınma politikasının hayata geçirilmesiyle mümkün olabilir. Kiralara ve konutlara dair adil düzenlemeler, dar gelirli için sosyal konut projeleri, konutun yatırım değil ihtiyaç olduğu anlayışıyla atılacak adımlar artık bir tercih değil, zorunluluktur.

Aksi halde bu gidişat, sadece konut krizine değil, bir yaşam krizine dönüşür.

ZAFER ÖZCİVAN

Ekonomist-Yazar

[email protected]