Genel olarak siyasilerin özel hayatları ile kamusal hayatlarını birbirinden ayırmakta güçlük çekiyoruz.
Yerel ya da merkezi yönetimde yer alan siyasilerin, siyasal çalışmaları kamu yönetimine girer.
Burada yaptıkları toplumun genel çıkarları içindir ki bu noktada siyasilerin “özeli” olamaz.
Üretim, istihdam, altyapı yatırımları, madenler ve fabrikaların kurulumu, bütçe harcamaları, iç ve dış güvenlik, eğitim, sağlık gibi konular kamusal görevlerdir…
Bu çalışmaları bir başlıkta toparlarız; “siyasilerin kamusal hayatı”
Bu görevleri yaparken siyasilerin azami dikkat etmeleri gereken iki temel ilke vardır…
Eşitlikçi ve adil olma…
Siyasilerin kamusal hayat içindeki eşitlikçi ve adil olmayan her tavrı, her eylemi, her yaptığı iş dikkatle izlenir ve asıl eleştirilecek olan kısım da burasıdır…
Siyasilerin kamusal hayat dışındaki zamanları onların “özel hayatıdır…”
İşte bu noktada siyasi kişilerin özel hayatı, sıradan vatandaşların özel hayatı gibi anayasal koruma altındadır.
Siyasi kişilerin özel hayatlarında ne yaptıkları, nelerden hoşlandığı, hobileri, sosyal hayatları ya da cinsel tercihlerinin neler olduğu ne yiyip ne içtiği asla ve asla kimseyi ilgilendirmez ve asla eleştiri konusu yapılamaz…
Bunlar olsa olsa -siyasilerin iznine tabi olarak- eleştiri konusu olmadan magazinsel haber olarak toplumun bilgisine sunulabilir…
Hele özel hayatlarındaki tercihleri kamusal alana aktarılıp eleştiri konusu hiç yapılamaz…
Bazen siyasiler özel hayatlarındaki ilişkiler ile kamusal alandaki görevlerini karıştırırlar ki, işte asıl eleştirilmesi gereken yer tam da bu noktada başlar.
CHP’lilerin ve “Baykalseverlerin” affına sığınarak buna şöyle bir örnek vermek istiyorum…
Bildiğiniz gibi rahmetli Deniz Baykal, CHP Genel Başkanı olduğu sırada Özel Kalem Müdürü olan hanımefendiyle birlikteliği olan bir kaset yayınlandı.
Bu son derece çirkin bir provokasyondu çünkü söz konusu olan olay Baykal’ın “özel hayatıydı.”
Ancak bu olayı “özel hayat” olmaktan çıkaran olay, Baykal’ın birlikte olduğu hanımefendiyi siyasal nüfuzunu kullanarak milletvekili yapmasıydı.
Yani siyasilerin özel hayatları olur ve bu siyasiler siyasi nüfuzunu kullanarak özel hayatlarındaki ilişkileri kamusal alana taşıyarak çıkar elde etmelerine vesile olmadıkça özel hayatları sorgulanamaz, eleştirilemez.
Siyasi nüfuz kullanma son yıllarda çok rastladığımız bir kavramdır…
Siyasilerin makam gücünü kullanarak kamu yararına olması gereken edinimleri, şahsi ya da yakınları için kullanmasıdır nüfuz ticareti…
Cumhuriyet tarihi boyunca toplum olarak hep bundan şikâyet ettik, durduk.
“Hamil-i kart yakinimdir” diye yazılı siyasilerin kartları ile yakınlarının özel sorunların çözülmesini ya da mal edinmelerini eleştirdik…
Bu konudaki tipik örneklerden birisi ise; Muhittin Başkanın oğlu Gökhan Böcek’in hiçbir kamusal sıfatı olmamasına karşılık “babasının siyasi ve idari nüfuzunu” kullanarak kamuya aktarılması gereken kaynakları şahsi hesabına geçirmesi savcılık tarafından hazırlanan iddianamede açıkça zikredilmektedir…