Dünya artık yalnızca savaşların değil, aynı zamanda bilginin de savaşının yaşandığı bir döneme girdi. Özellikle ABD ile İran arasındaki gerilim gündeme geldiğinden beri sosyal medya platformları binlerce video ve fotoğrafla dolup taşıyor. Ancak bu içeriklerin önemli bir kısmının gerçeği yansıtmadığı, hatta bazılarının tamamen yapay zekâ tarafından üretildiği ortaya çıkıyor.

Son yıllarda gelişen yapay zekâ teknolojileri, sahte görüntü üretimini hiç olmadığı kadar kolay hale getirdi. Birkaç komutla oluşturulan patlama sahneleri, yıkılan binalar ya da savaş görüntüleri milyonlarca kişiye ulaşabiliyor. Üstelik bu görüntüler çoğu zaman gerçek görüntülerle karıştırılabilecek kadar ikna edici oluyor.

Gerçekle sahte arasındaki çizginin ne kadar inceldiğini gösteren birçok örnek var. Sosyal medyada “Dubai’de CIA merkezi vuruldu” iddiasıyla paylaşılan bir yangın videosunun aslında 2015 yılında Şarjah’ta çıkan bir konut yangınına ait olduğu ortaya çıktı. Benzer şekilde Burj Khalifa’nın saldırı sonucu yandığını gösteren görüntülerin de yıllar önce çekilmiş sıradan bir sis fotoğrafından ibaret olduğu anlaşıldı.

Yalnızca şehir görüntüleri değil, siyasi figürlere ait olduğu iddia edilen fotoğraflar da bu dezenformasyonun parçası. İran’ın dini lideri Ali Hamaney’in enkaz altında kaldığını gösteren fotoğrafların da dijital ortamda oluşturulduğu tespit edildi. Hatta bazı cenaze töreni videolarının, farklı ülkelerde yıllar önce gerçekleşmiş törenlere ait olduğu ortaya çıktı.

Peki bu kadar gelişmiş teknolojiler karşısında sahte içerikleri nasıl ayırt edeceğiz?

Uzmanlara göre ilk yapılması gereken şey acele etmemek ve gördüğümüz her içeriğe hemen inanmamak. Bir videonun veya fotoğrafın gerçek olup olmadığını anlamak için bazı basit yöntemler var.

Öncelikle içeriklerin kaynağına bakmak önemli. Güvenilir haber ajanslarında yer almayan, yalnızca sosyal medya hesaplarından yayılan görüntüler her zaman şüpheyle karşılanmalı. Bunun yanında tersine görsel arama yapmak, görüntünün daha önce farklı bir olay için kullanılıp kullanılmadığını ortaya çıkarabiliyor.

Bir diğer önemli yöntem ise meta veri kontrolü. Fotoğraf ve videoların içinde saklı olan meta veriler, görüntünün ne zaman ve hangi cihazla üretildiğini gösteren önemli ipuçları barındırıyor. Ayrıca bazı yapay zekâ araçları ürettikleri içeriklere görünmez dijital filigranlar ekliyor.

Görsel detaylar da çoğu zaman gerçeği ele veriyor. Yapay zekâ üretimi videolarda dumanın hareketi, alevlerin dağılımı veya patlama fiziği gerçek dünyadaki gibi davranmayabiliyor. Araçların birbirine karıştığı sahneler, bozuk yazılar, anlamsız tabelalar ya da arka planda deforme olmuş insanlar sahte içeriklerin en belirgin işaretleri arasında.

Ses ve görüntü uyumsuzluğu da dikkat edilmesi gereken başka bir nokta. Gerçek bir patlama sahnesinde sesler ortamın yankısına ve mesafeye göre değişir. Sahte videolarda ise ses çoğu zaman görüntüden kopuk, sanki sonradan eklenmiş gibi duyulur.

Bugün geldiğimiz noktada sosyal medya yalnızca bilgi paylaşımının değil, aynı zamanda dezenformasyonun da en hızlı yayıldığı alanlardan biri. Bu nedenle teknoloji geliştikçe, kullanıcıların da dijital okuryazarlığının gelişmesi gerekiyor.

Unutmamak gerekir ki bir videonun milyonlarca kişi tarafından paylaşılması onun gerçek olduğu anlamına gelmez. Bazen tek bir sahte görüntü bile milyonlarca insanın algısını değiştirebilir.

Kısacası artık yeni bir çağdayız. Bu çağda yalnızca gördüklerimize değil, nasıl doğruladığımıza da dikkat etmek zorundayız. Çünkü gerçek ile kurgu arasındaki farkı belirleyecek olan şey artık sadece teknoloji değil, aynı zamanda bizim sorgulama alışkanlığımız olacak.